22. Bölüm
Yazar: Ebrar

Arkamdan gelen sesle hemen oraya döndüm. Doruk? "Anlamadım?" Kaşımı kaldırarak ona baktım. Bizi dinlemişti o. "Diyorum ki, beni senenin başında sınav yılım diye reddettikten sonra sınava bu kadar az kalmışken senden böyle bir şey duymam beni şaşırttı." Yüz ifadesini bozmadan masanın yanına gelmişti. "Pardon da seni ne ilgilendiriyor?" Evet, bu kişi Kumsal'la konuştuğumuz, bir zamanlar hoşlandığım ama 12. sınıfın başında reddettiğim basketbolcu çocuk, yani Doruk. "Merak ettim sadece." Omuz silkerek söylediğine "Mal mısın?" bakışlarıyla cevap verdim. "Bence seni ilgilendirmeyen hiçbir konuyu merak etme." Bana destek çıkan arkadaşıma bakıp geri ona döndüm. "Cık, hiç bana göre değil. Hem bir yerden beni de ilgilendiriyor gibi, ha." Ben bundan nasıl hoşlandım ya? "Neden seni ilgilendiriyormuş?" Kaşlarımı kaldırıp ona baktım. "Çünkü hoşlandığım kız hakkında." "Ama bir yeri kaçırıyorsun; o kız senden hoşlanmıyor." Omuz silkerek kollarını birbirine bağladı. "O da işte nazar boncuğu olsun." Onun gibi ben de kollarımı bağladım. "Nazar boncuğuna gerek olacak bir durum yok. Ben senden hoşlanmıyorum, oldu bitti. Bak, bu kadar kolay." "O da olur, o da olur." Rahatça söylediklerine ben sinir krizi geçirecektim. O ise sinirden kızarmış hâlime bakarak sınıftan çıktı. Kendisi eşit ağırlık sınıfındaydı ve en yakın arkadaşı bizim sınıfta olduğundan sıkça görüyordum. "Manyak! Gerzek herif ya. Ona ne benim kiminle konuştuğumdan? Bir de gelir 'beni de ilgilendiriyor' diyor." Sinirden söylenirken yanımdaki Kumsal kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu. Gülüşünü bastırmak için yüzünü omzuma bastırdı ama ben ona ters bakışlar atınca omzumdan yüzünü çekti. Daha fazla dayanamayarak kahkahalara boğuldu. "Ay, bayılacağım gülmekten! O kadar değişiktiniz ki. Sen sinirle bakıyorsun, o da sana yürümeye çalışıyor." "Bak, eğer Uraz'la olmazsan bunu kaçırma. Hem erkeğin hafif zillisi makbuldür." Ona göz devirerek önüme döndüm. Uraz da zilliydi bir kere. "Hemen de yüzü asılmış." Benimle uğraşmaktan bu kadar zevk alması sinir bozucuydu. "Ne alaka ya!" Ona çıkıştığımda daha çok güldü. "Belli etmiyorsun mu sanıyorsun? Sen Doruk'la sizden bahsettiğim an yüzün düştü ama bir Uçakçı diyelim, yüzün gülüyor. Hanımefendiye bak sen, bayağı abayı yakmış." Bu sefer utançtan kızararak kafamı sıraya gömdüm. Onunsa fazlasıyla güldüğünün farkındaydım. "Susacak mısın, yoksa kafanı kırayım mı canım arkadaşım?" Tehditkâr söylemime karşı eliyle ağzını kapatarak bana muzip bakışlar attı. Ardından o da önüne dönerek test çözmeye devam etti. Ben yorgunlukla gözlerimi kapatacaktım ki sınıfa fuhuş operasyonu yapar gibi birinin girmesiyle sınıftakilerin bir gıdımcık olan odağı da kendisinde toplandı. Baktığımda öbür sayısal sınıfından biri olduğunu gördüm. "Arkadaşlar, müdürü ikna ettik. Bundan sonra 12'lerden isteyen okula gelmeyebilirmiş, devamsızlık yazılmayacakmış." Sınıfta "Gerçekten mi?" uğultuları koparken ben de algılayamadan gözlerimi kapadım. Ama dersin başlamasıyla çok sürmeden geri açmak zorunda kaldım. ✈️🩶 Sonunda okulun bitmesiyle kendimizi dışarı attık. Okul okul değil, Dingo'nun ahırı mübarek. Çıkışa gidebildiğimizde abim yerine Murat abiyi görmemizle onun yanına gittik. "Ne yapıyorsunuz kızlar?" "İyidir Murat abi. Ders, ders, ders geçiniyoruz biz de." "Çalışın, çalışmak iyidir." "İyi olmaktan başka şansı yok ki." Hepimiz güldük. "Abim nerede?" "Ben de bilmiyorum. 'Kızları al.' dedi bana. Gene ne bok yedi acaba." Doğrudur, abimin yemediği bok kalmamıştır. Murat abi de arkasını toplardı; yıllardır aynıydı. "Yapmıştır bir şey yine." Böyle konuşarak eve gelmiştik. Bugün Kumsal bizde kalacaktı. "Görüşürüz Murat abi. Abime de dikkat edersen çok makbule geçer." "Yazıktır, sevap işleyeyim bari." Gülüp vedalaştık. İçeri geçtiğimizde evde kimse yoktu. Sanırım ikisinin de nöbet günüydü. Saymıyorum artık. Üstümüzü başımızı değiştirdikten sonra odama geçtim. Elime geçen telefondaki mesajla sinir krizi geçirmeme ramak kalmıştı. 0554*:** Naber Rüya Hanım? Diyorum ki benden hoşlanman…