17. Bölüm
Yazar: Ebrar

Elimde çalmaya devam eden telefona ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ya mantığımı dinleyip kapatacak, umursamadan ağlamaya devam edecektim ya da kalbimi dinleyip açacaktım. Ama şöyle bir sorunumuz vardı; mantık benden gideli çok oluyordu. Çalmaktan bıkmayan telefonumu yanıtlayıp kulağıma götürdüm. İlk birkaç dakika ses gelmese de benim burnumu çekmemle o derin bir nefes verdi. "Alo." Evet, bir sese âşık olunabiliyorsa benim tek seçimim bu ses olurdu. "Alo." Sesim istemsizce kısık çıkmıştı. "Neredesin sen Rüya? İki haftadır neredesin?" Sorgu dolu bir şekilde sorduğu soruya ne cevap vereceğimi bilmiyordum. "Ben..." Tutmaya çalışsam da hıçkırdım. Bendeki bütün kayışlar koptu, gözlerimden yaşlar yine ardı ardına akmaya başladı. "Ağlama, tamam ağlama. Sormuyorum, tamam mı?" Beni yatıştırmaya çalışan sözleri karşısında ses çıkarmamaya çalışarak ağlamamı durdurmaya çalıştım. Birinin bana acımasını istemiyordum. "Tamam." Görmese de kafamı sallayarak onayladım. "Neredesin? Anladığım kadarıyla yalnızsın. Yanına gelebilir miyim?" Dediklerini beklemiyordum. Yanıma mı gelmek istiyordu? "Gerek yok gelmene." Yere dalmış gözlerle konuşmuştum ama o gelmekte kararlı gibiydi. "Lütfen. Bak, bir süredir konuşuyoruz. Yardım etmeme izin ver." İçimden bir ses onu çağırmamı istiyordu. Kabul etmek gerekirse bu kısa sürede fazlasıyla güvendiğim insanlar arasına girmişti. Ama hiç görmediğim birine güvensem de onu yanıma çağıracak kadar emin değildim. Fakat sanırım içimden onun yanıma gelmesini istiyordum ve yine içimi dinledim. "Geldiğimde gitmemi istersen anında giderim..." Hâlâ beni ikna etmeye çalışıyordu. "Tamam, gelebilirsin." Birkaç dakika sessiz kalsa da tekrar derin bir nefes verdi. "Adresini atabilir misin?" Bu sefer sesi öncekine göre daha sakin ve yumuşaktı. WhatsApp'a girip bulunduğum adresi attım. Aynı zamanda evden ne kadar uzaklaştığımı da fark ettim. "Attım." Onaylayan bir ses çıkardı. Ardından kapı kapanma sesi geldi. "Kapasam olur mu? Araba kullanacağım da." Sorun çıkmasını istemediğimden "Tamam." deyip telefonu kapattık. Ne kadar doğru yaptım onu çağırmakla bilmiyorum ama yaptım işte. İçimden geleni yaptım. Yaklaşık on dakika geçmişti ama hâlâ ses seda yoktu. Dizlerimi kendime çekmiş, başımı dizlerime yaslayarak karşımdaki sahili izliyordum. Arkamdan bir arabanın durma sesi geldi. Pek umursamayıp karşıya bakmaya devam ettim. Ancak yanıma birinin oturmasıyla kafamı ona çevirdim. Zaten onu beklediğimden gelmesine şaşırmadım ama profilinden aşina olduğum yüzünün gerçekte bu kadar yakışıklı ve bu kadar yakın olmasını beklemiyordum. Kumralla sarı arasında kalan saçları, keskin yüz hatları... Gerçekten mükemmel görünüyordu. Ben ona bakarken o da başını bana çevirdi. Derince yutkunarak hâlâ ona bakmaya devam ediyordum. "Yüzümü çok beğendin herhâlde." Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Ne alaka?" Gözlerimi kaçırdım. Ağlamaktan zaten kızarmış olan yanaklarımın ve burnumun daha da kızardığını hissediyordum. Aramıza bir market poşeti konunca tekrar ona döndüm. "Market poşeti neden?" Göz ucuyla ona bakarken elini ensesine götürüp önüne döndü. "Ablam ağladığında genelde canı tatlı bir şeyler çeker. Ben de belki sana iyi gelir diye aldım ama hangisini daha çok sevdiğini bilemediğimden hepsinden aldım. Ha, sevmezsen istediğini hemen gidip alabilirim." Biraz utanarak söyledikleri bana aşırı tatlı geldiğinden hafifçe kıkırdadım. Ben gülünce yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. "Nasılsın?" Gülümsememden kalan tebessüm buruk bir hâl aldı. "İyiyim herhâlde." Omuz silktim. "Gözlerin bunu yalanlıyor ama." "Ne?" "Diyorum ki gözlerin kan kırmızısı ve sen bana iyi olduğunu söylüyorsun. Hangisine inanayım?" Başımı sahile çevirerek sorusunu cevapsız bıraktım. "Anlatmak istersen dinlerim." Anlatmak istiyordum. Birine içimi dökmek istiyordum ve sanırım bu konuda beni en iyi anlayacak kişi oydu. Dudaklarımı yalayarak konuşmaya başladım. "İki hafta önce, yani seninle konuştuğumuz gün annemin dikkatini çektim. Bu sürede zaten üstüme daha da geliy…