Giriş
Yazar: Dilara Kaya

Herkese merhaba ben Dilara bu benim ilk kurgum umarım beğenirsiniz keyifli okumalar 🌸🌸🌸 Hayat bazen insana iki yükü birden verir ;biri yetmezmiş gibi ikinciyi de omzuna koyar . Benim için bu yüklerden ilki doğduğum günden beri benimle yürüyen bir misafirdi: seleblal palsi doktorlar hep "kontrollü" hafif düzey baş edilebilir gibi kelimeler kullanır .insan duymak isteyince her kelime güzel gelebilir...Ama hiçbir kelime, bacağındaki o anlık kasılmayı, adımlarındaki o gizli tereddüdü ve yürürken taşıdığın o görünmez utancı tam olarak anlatmaz. Ben alışmıştım. Bir adımı diğerinden uzun atmaya, yürürken biraz daha dikkatli olmaya, insanların bakışlarından önce yere basmayı öğrenmeye… Hatta bazen SP'nin beni yavaşlatmasına bile şükrederdim; çünkü o yavaşlık içinde dünyayı daha iyi görüyordum. Ama ikinci yük… O hiç alışabileceğim bir şey değildi. Lösemi. Hastalığın adını ilk duyduğumda, sanki içimdeki bütün kaslar aynı anda gerildi. Bu kez SP'den değil… korkudan. Hastanenin ilaç kokan koridorlarında yürürken adımlarım zaten zordu; ama artık attığım her adım, geleceğime doğru değil, belirsizliğe doğru gidiyormuş gibi hissediyordum. Her kemoterapi günü, oturduğum koltuğun derisi soğuk olurdu. Her iğne girişinde "Bu da geçecek mi?" diye sorardım kendime. Bazen SP'nin beni yorduğunu sanırdım, ama asıl yoran… içimdeki savaşın bittiğini hiç hissetmemekti. Yine de bir yanım hâlâ inatla fısıldıyordu: "Deren, pes etme. Sen zaten savaşmayı hayatının başından beri biliyorsun." ARIN Acının sesi olmaz, derler. Benimki vardı: Siren sesi. Kardeşimi kaybettiğim geceden beri her uyku girişimim, bir kabusun kapısında beklemek gibiydi. Panik ataklarımın ne zaman başlayacağını bilemezdim; sanki içimde kırılmış bir alarm vardı—durmadan çalışıyor, durmadan uyarıyordu. Doktorlar bunun adı için uzun uzun cümleler kuruyordu: Travma, kayıp, psikolojik çöküş… Benim için tek bir adı vardı: "Eksilmek." Her gün biraz daha eksiliyordum. Nefesim daraldığında omuzlarımda görünmeyen bir taş büyüyor, ellerim titrediğinde kalbim daha hızlı çarpıyordu. Bir sabah hastanenin kapısına geldiğimde, içimdeki kasırga o kadar güçlüydü ki… Kapıya tutunmasam düşecek gibiydim. Kendi kendime "iyiyim" demeyi bıraktım. Çünkü bazen en büyük güç, kırıldığını itiraf edebilmekti. VE… Aynı hastanenin iki farklı katında, iki farklı savaşçı… Biri doğuştan başlayan bir mücadeleye yeni bir savaş ekliyordu. Diğeri bir gecede dünyası yıkılmış bir ruhu taşımaya çalışıyordu. Deren bedenindeki kaslarla savaşıyordu, Arın içindeki çığlıklarla. Ama her ikisi de aynı noktaya yaklaşıyordu: "Tutunma ihtiyacına." Henüz birbirlerini tanımadan, yolları kesişmemişken bile… Hikâyeleri çoktan bir yerlerde birleşmeye başlamıştı. Belki bir kapı önünde, belki bir koridor köşesinde, belki bir nefesin tam ucunda… Ve hayat, iki yarımı sessizce birbirine doğru itiyordu. Sanki ikisine de fısıldıyordu: "Tutunursanız, düşmezsiniz." 🌸🌸🌸 Ancak o fısıltının arkasında, henüz keşfedilmemiş bir sırrın gölgesi vardı. Deren'in teşhisinin yarattığı zaman baskısı ve Arın'ın kazasından kalan o gecelik suçluluk, yakında sadece iki kişinin değil, tüm hastanenin kaderini değiştirecek bir düğüm oluşturacaktı. Ve bu düğümün çözülmesi, ikisinin de en derin korkularıyla yüzleşmesini gerektirecek