Giriş
Yazar: Suelaa

Kendi evimde geçirdiğim o sakin gece, çalan telefonun sesiyle bölündü. Ekrandaki "Gizli Numara" yazısına huzursuzca bakarak telefonu açtım. Karşımdaki soğuk ses, hayatımı tek bir cümleyle darmadağın etti: "Baban kaçırıldı Alya Karaca. Ve onu alan kişi... Kuzey Alkan." Damarlarımdaki kanın çekildiğini hissettim. Yeraltı masasının en korkulan ismi... Kuzey Alkan. 30 yıllık hayatımda hiçbir zaman fevri davranmamıştım ama konu babamdı. Belimdeki silahı kontrol edip kendi evimden fırladım ve 34 yaşındaki o karanlık adamın malikanesine doğru bastım. 💲 Malikanenin devasa demir kapısına vardığımda Kuzey’in korumaları önümü kesti. Etrafımı saran silahlara alaycı bir gülüşle baktım. "Çekin şu oyuncaklarınızı önümden! Yoksa patronunuza vermeniz gereken hesabı kendi leşlerinizle ödersiniz!" Korumalarla çıkan sert arbedede birkaçına hak ettiği dersi verip aralarından sıyrıldım ve içeri daldım. Salonda Kuzey Alkan, masasının başında son derece sakin bir şekilde oturmuş, viski bardağını çeviriyordu. "Aydoğan Karaca'nın kızı malikaneme kadar gelmiş," dedi dudaklarında beliren alaycı bir tebessümle. "Beni arayıp randevu alsaydın küçük Karaca, bu kadar yorulmazdın." Gözlerimi devirip alayla kıkırdadım. "Randevu mu? Seni gözümde fazla büyütmüşüm Alkan, masanın başında viski yudumlarken kendini yeraltı kralı falan mı sanıyorsun? Babam nerede, sadede gel! Onu senin aldığını biliyorum." Kuzey bardağı masaya bırakıp çelik gibi soğuk bakışlarını bana çevirdi. "Babanla da, senin saçma iddialarınla da ilgilenmiyorum. Evimden çık git küçük Karaca, yoksa adamlarım seni dışarı atmak zorunda kalır." "Adamların kapıda yerleri süpürmekle meşguldü zaten" dedim ve belimdeki silahı bir saliseyle çekip doğrudan Kuzey'in şakağına dayadım. "Bana bak Alkan, o masadaki havanı bozarım senin. Babamı nerede saklıyorsun söyle, yoksa o çok güvendiğin beynini duvar kâğıdı yaparım!" Kuzey, namlunun sıcaklığını hissetmesine rağmen kılını bile kıpırdatmadı. "O silahı indir küçük Karaca. Yanlış adama havlıyorsun." "Benim kimseye havladığım yok," diye fısıldadım kulağına doğru. "Ama sen birazdan nasıl yalvarılacağını öğreneceksin." Sözüm biter bitmez dışarıdan gelen boğuk bir patlama sesiyle camlar tuzla buz oldu! Malikanenin dört bir yanından kurşun yağmaya başladı. Bu sıradan bir saldırı değildi; milimetrik hesaplanmış, içerideki koruma düzenini tamamen çökertecek profesyonel bir pusuydu. Saldırganlar projektörleri vurup ortalığı karanlığa boğdu, içeri atılan sis bombaları görüşü tamamen kapattı. Kuzey, masanın başındaki açık hedef konumundaydı. Üst kattaki iç balkondan bir lazer noktasının onun göğsüne odaklandığını gördüğüm an öfkem yerini reflexe bıraktı. "Kalk sarsak, hedef tahtası gibi durma!" diye bağırarak Kuzey'in üzerine atladım ve onu yere devirdim. Masaya saplanan zırh delici mermi ahşabı parçaladı—bu onun canını ilk kurtarışımdı. "Siper al!" diye gürledi Kuzey. "Bana emir verme, arkamı kollayacağına dua et!" diye tersledim. Tam o sırada merdivenlerin başında şarjör değiştiren Kuzey’e nişan almış ikinci bir tetikçiyi fark ettim. Hiç tereddüt etmeden siperden fırladım, silahımı yukarı doğrultup iki el ateş ettim. Tetikçi cansız halde aşağı yuvarlanırken Kuzey'in canını ikinci kez kurtarmıştım. "Gördün mü Alkan?" diye bağırdım mermilerin gürültüsü arasında. "Ölümün benim elimden olacaktı ama yat kalk dua et ki bugün iyi günümdeyim. Bana iki can borçlusun!" Çatışmanın en kızıştığı an, ana kapı yıkıldı ve Kuzey’in en yakın arkadaşı Taha Kurt, zırhlı bir araçla içeri daldı. "Atlayın çabuk!" Kendimizi zırhlı araca atarak o cehennemden çıktık. 💲 Taha bizi dağ evindeki güvenli sığınağa kadar getirdi. Aracı durdurup aşağı indi, "Etrafı turlayıp güvenliği kontrol edeceğim," diyerek yanımızdan uzaklaştı. Arabanın içinde sadece ikimiz kalmıştık. Üstüm başım barut ve toz içindeydi ama duruşumdan gram taviz vermiyordum. Kuzey oturduğu koltukta bana doğru döndü. Az önce hayatını iki kez kurtarmama rağmen yine o katı, soğuk maskesini takmıştı. "Babanı ben alm…