6.Bölüm
Yazar: kedinindelisi

Bölüm görselleri

Merhaba fıstıklarım bölüm sonunda dedikodu yapalım kız haydii bekliyorummmmmm 🥜😚😚😚🥜🥜 Ertesi gün sabah güneşi daha tepeye tırmanmadan Ali Murad tarlanın başına geçemek için İlyasla neraber yola koyulmuştu. İkisi bir süre sessizce tarla yolunda ilerledi.Araba yavaşlayıp durdu. Ali Murad üzerinde rahat bir pantolon n,beyaz keten bir gömlek,siyah askılı bir kemer ve kalasik çizmeleri ile arabadan indi. İlyasın da üzerinde Adana kültürüne uygun bir erkek şalvarı ayağında araziye uyum sağlayacak ayakkabılar, klasik kareli bir gömlek ve kasket vardı. Ali Murad aracın bağajından dün çarşıdan dönerken hırdavatçıdan aldığı iki kürek ve iki kazmayı alıp tarla çevresinde göz gezdirdi. İlyas ellerini beline bağlamış Ali Murad'ı izliyordu. "Daha dün aldın tarlayı ,bu gün mührü kurumadan başına geçiyorsun. Acelemiz nedir gurban ?" Ali Murad İlyasa bakmadan cevap verdi. "Sanki memlekette farklıymış gibi konuşma emmi. Toprak değişince huyda mı değişiyor ? " Ali Murad İlyasa dönüp alaycı bir şekilde gülümsedi. "Bak hele ,sen buraya gelince bir rahatlığa düştün ? Hayırdır,Çukurova'ya bey mi olasın var ?" "Valla ben aynı İlyasım emme senin gözlerinde daha büyük bir hırs var.Buranın suyundan mı huyundan mı bilmem ama Kızıltepedeki Ali Murad değilsin bilesin,. Ayrıca beylik senin işin, yaşlandım gayrı düşemem artık onca işin ardına." Ali Murad İlyasa cevap vermedi yaşlı adamın laf arasında yaptığı imalı uyarısını kulak arkası etti. "Eee ? Ney yapıyoruz deli oğlan anat, dikildi kaldık burada." Ali Murad kazma ve kürekleri sırtına alıp tarlanın içine ilerledi. "Beni takip et." Biraz sonra ikili sulama kanalının başında durdu. Ali Murad kanal boyunca akan suyu takip etti. Nerede yükseliyor nerede alçalıyor hepsini süzdü Elindeki küreği belirlediği noktaya bir kaç kez vurdu. "Şurayı açmak lazım." "Tarlayı mı sulayacaksın ?" "Sulayacaz emmi. Sen ve ben." "Temem dedik len. Sende iyice işten gaçıyorum saniyin.Ama erken değilmin ?" "Çukurovanın yazı nemlidir ama o uyuz herifin nece sulama yaptığını Allah bilir. Suzuz kalmış bu arazi. Bir yan tarafın toprağını rengine bak bir de buraya." İlyas yan komşunun tarlasına bakıp inceledi. Ali Murad'ın toprağı daha açık renkli ve kuru duruyordu. Efruz un toprağı daha boz ve nemli. "Hakkın var. Tohum düştüğünde bu toprağa yeşermesi hem uzun sürer hemde kışın üşütür. Emme arazi büyük bir günde bitermi?" "Hallederiz." ..... Efruz ,elinde babasından kalan siyah deri kaplı defter ile konağın geniş merdivenlerinde ağır ağır aşağıya indi. Üzerinde açık kahverengi,sade çiçekli bir elbise vardı.Elbisenin belinde ince kayış bir kemer,uzun eteği yürüdükçe dizlerinin etrafında dalgalanıyordu.Kolları dirseklerine kadar uzun yakasında zarif bir dantel işlemesi vardı.Ayağında da iklim şartlarına uygun ,giymekten aşınmaya başlamış yarım çizmeleri vardı. Dışarıdan gören hanımağadan ziyade konakta çalışan herhangi bir işçi gibi sanabilrdi,lakin Efruz nerede ne giyileceiğini bilen bir kadındı. Dolabında pahalı kumaşlardan yapılmış lüks elbiseler olduğu kadar kara şalvar ve lastik papuçları da vardı. Toprak hanımının allı pullu fistanlarla arazi gezdiğini gören olursa arkasından ne dedikodular dönerdi kim bilir. Saçlarını ensesinde hafifçe tutturmuş yüzüne dökülen bir kaç tutamı kulağının arkasına itip bahçeye kurulan tek kişilik kahvaltı sofrasına oturdu. Alışmıştı artık bu sofrada tek bir nefes olarak yaşamaya. Gözü karşısındaki sandalyeye takıldı. Babasının gidişinden beri kimse oturmamıştı oraya. Zamanında çok ısrar etmişti Süleyman efendiye aynı sofrada bir bardak çay yudumlamaya, ama yaşlı adam kimin nerede durması gerektiğini sert bir dille Efruza öğretmişti. Efruzun Hanımağa olduğunu , emri altında çalışan kimseye gereğinden fazla iltimas göstermemesi gerektiğini yoksa otoritesinin sarsılacağını üstüne basa basa anlatmıştı. Daha 16 yaşında bir kız çocuğu o gün yalnızlığa mahkum edilmişti. "Hanımım.Başka bir isteğiniz var mı ?" Efruz daldığı düşüncelerden sıyrılıp kendine geldi. "Yok Firuze,eline sağlık." "Afiyet olsun."…