ŞÜPHE ÇİZGİSİ
Yazar: Cansu İla

Komiserin gözlerindeki o korkunç, suçlayıcı bakışları görüyordum ve aklından neler geçtiğini biliyordum. Şaşkınlığımı bastırıp net bir tavırla sordum: “Komiser, yapma… Benden mi şüpheleniyorsun?” “Böyle bir durumda sen kimden şüphelenirdin? Avucunda TANER(1) yazıyordu.” “Bu, bununla ilişkili olmak zorunda değil. Ayrıca tek Taner ben değilim komiser, buradan yola çıkmak akıllıca değil.” “Ben sadece fikrimi söylüyorum, Profesör.” “Geceleri uyuyabiliyor musun, komiser?” “Ne demek şimdi bu?” “Ben uyuyamıyorum komiser, biliyor musun? Sen ve diğer herkes hayatınıza hiçbir şey olmamış gibi devam edebilirsiniz. Ben mesleğimden oldum, bütün hayatımı mahvettiniz. Bizim yaptığımız akıl işi değildi.” “Profesör, olayları büyütme. Bu olayı çözmen lazım; hem suçlanmamak hem de mesleğine dönebilmek için.” “Bakın komiser, ben suçlu ya da şüpheli değilim. Aksini ispatlamak zorunda da değilim. Beni neyle suçluyorsunuz? Avuçtaki bir isimle mi?” “Bak profesör, bunu senden o zamanın hatrına istiyorum. Belki biraz vicdanın rahatlar. Bu arada kabul edersen, seninle aynı meslekte ve sana hayran olan biriyle yapacaksın bu işi.” “Kim bu?” “Stajyer olarak başlayacak. O çözüyor gibi görünecek, arkasında senin olduğun aslında ortaya çıkacak ve işine dönmeni sağlayacak.” “Bak komiser, bu işe gireceğim zaman yine arkamdan vurmayacağınızı nereden bilebilirim?” “Arkadan vurmak mı? Arkandan vurmadık. Sonuçta o deney senin fikrindi, biz sadece yanında olduk.” “İnsanları gözden çıkardınız komiser, yok ettiniz onları.” “Biz seninle kaç yıllık arkadaşız, 20 yıl mı? Belki daha fazla. Bunun için sana bir fırsat veriyorum.” “İş birliği yapacak mısın?” “Düşünmek istiyorum, Metin.” Uzun zaman sonra adını söylemiştim. Bu, tuhaf bir hisle doldurmuştu içimi. Yine aynı bakışlar altında karakoldan çıktım. Bu işe başlamak istediğimden emin değildim. Çünkü o deneyin travmalarını henüz atlatmamıştım. Eve doğru dönerken karar vermeden önce araştırma yapmaya karar verdim. Taksi durağına gidip bir taksiye bindim. Taksideyken düşünceler beynimi yiyordu. Niye bir insan intihar etmeden önce tanımadığı bir profesörün adını avucuna yazardı ki? Gördüğüm o gül gözümün önünden gitmiyordu. Bu bir mesaj olabilir miydi? O deney yüzünden… Çünkü haberlere manşet olmuştum. Hem de şu başlıkla: “Geçmiş Yaşam Deneyi: PROFESÖR TANER AYDIN'IN İnsanları Yok Etme Deneyi miydi?” Bunları düşünürken eve vardım. Yavaşça kapıyı açtım ve kapattıktan sonra tekrar kontrol ettim; bu hep takıntımdı. Işıkları loş bir şekilde açtım ve araştırmalarıma baktım. Thanatos’la ilgili notlarıma göz gezdirirken bir sayfada şunu yazmıştım: “Thanatos öldürmez, o çağırdığında gelir.” Bilgisayarı açtım. İntihar edenlerin isimleri, yaşları, cinsiyetleri, meslekleri, psikiyatrik geçmişleri, tarikat bağlantıları, sosyal medya paylaşımları… Hepsini tek tek not aldım. Ortak noktalarını aradım; ama hiçbir bağlantı yoktu. Yine de aynı gece iki saat arayla ölmeleri tesadüf olamazdı. Bir zincir olmalıydı. Önemli olan şuydu: Zincirin bir halkası kopuktu. (1)Tan "kelimesi hem "şafak hem "can almak" anlamına gelen eski Türkçe izler taşır. "TANER" ise mitolojik bağlamda"doğum" ve "ölüm" döngüsüne işaret edebilir.