Artık Çok Geç
Yazar: Almina

🎶 Sezen Aksu-Seni Yerler Atlas İlk duyduğum şey serum damlalarının sesi oldu; düzenli, inatçı ve sinir bozucu. Her damla şakaklarımda atan ağrıya karışıyor, kafamın içinde yankılanıyordu. Gözlerimi tavana kilitlendim. Birkaç saniye boyunca kıpırdamadan, hareketsizce durursam başımın ağrısını hissetmeyeceğini düşündüm. İşe yaramadı, zihnim her seferinde aynı yerde tökezliyordu. Son hatırladığım şeyle gözlerimi açtığım anın arasında koca bir boşluk vardı. Kaslarım gerildi, eve nasıl geldiğimi hatırlamıyordum. Bakışlarım yavaşça sağa kaydı, cam serum şişesi görüş alanıma girdiği anda midem kasıldı. İçindeki berrak sıvı ışığın altında usulca salınıyordu. Altı yıldır öğrenememişlerdi. Kolumdaki iğneyi sertçe çekip çıkardım, acı koluma yayılsa da durmadım. "Nerede bu doktor bozuntusu?" Serum standını tekmeyle devirdim. "Bir halta yaramadığı yetmiyormuş gibi ortalarda da yok." "Etkileyici!" Kapı aralığından Kenan göründü. "Öfke kontrolü konusunda kendine has yöntemler bulmuşsun, ortak." Devrilmiş serum standına baktı. "Zavallı şeyin sana ne yaptığını merak ettim." "Bugün tahammül sınırım normalden daha düşük, Kenan. Sakın şansını zorlama." "Biraz sakin, nabzın benden hızlı atıyor." Ceketini çıkarıp koltuğa attı. "Doktor aradı arkadaşın uyanmadan yetiş dedi. Ben de insanlık namına geldim." Cümlenin sonunda gözleri ayağıma indi, ayağımdaki kanın zemine damladığını yeni fark etmişti. "Sorunun bedensel değil senin. Şu hâline bak, parçalanmış, farkında değil misin?" "Farkındayım, ama hissetmiyorum." "Doktorun niye beni aradığını şimdi daha iyi anlıyorum." Başımı geriye yasladığımda kürek darbesi yediğim yer zonkladı. Nasıl bir baş belasıysa, sağlam yerimi bırakmamıştı. Midemde kısa süreli bir baskı oluşurken bakışlarım duvardaki aynaya ilişti. Alnımdaki dikişlere kısa bir bakış attığımda elim yavaşça yanağıma indi. "Hayırdır," dedi Kenan. "Neye bakıyorsun öyle?" Bakışlarımı aynadan ayırmadan elimi tokat attığı yere bastırdım. Parmaklarım tenimde birkaç saniye boyunca gezinirken banyodaki hâli geldi gözlerimin önüne. O ela gözler, ilk kez üzerime yürümüyor, ilk kez diş göstermiyordu. Sürekli diken çıkaran o dudaklar sessizleşmişti. Ürkekti, savunmasızdı, teslim olmaya hazırdı. Bu görüntü hoşuma giderken yüzündeki hayal kırıklığı girdi araya, ardından avucunun yüzümde patlayışı. Zarif bir kadın için gereğinden fazla sert bir darbeyle infilak etmişti beni. Dudaklarımın kenarı çok hafif kıvrıldı, vurmalara doyamamıştı. Elim yavaşça diğer yanağıma kaydığında nefesim değişti, parmaklarımın altındaki sıcaklık midemi kasmaya başlıyordu. Gözlerim kapanır kapanmaz yıllar öncesine gittim, yirmi yıl önceye; o küçücük elleriyle toprağı kazıp Tarçın'ı açtığı çukura yerleştirdiği güne. Burnundan akan sümükle yüzüme doğru eğilip yanağıma dokunmuş, " Bunu da unutma olur mu?" demişti. Boğazım sertçe hareket etti. O anın içine girdiğim gibi çıkıp elimi öfkeyle yüzümden çektiğimde Kenan beni izliyordu, değişen ifademi görünce endişeli şekilde iç çekti. "Yine o güne gittin, değil mi? Ne zaman gözlerin böyle boşalsa, nereye gittiğini anlıyorum." "Kes Kenan, yine başlama." "Bu sefer olmaz Atlas." "Kes dedim, Kenan!" "Tamam, dediğin gibi olsun." Ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdığında yüzündeki sırıtış tamamen kaybolmuştu. "Susacağım ama öncesinde şunu söyleyeceğim..." "Kendini boşa yorma." "Bir sus da beni dinle." Pencereye yanaşıp bakışlarımı bahçedeki limon ağaçlarına sabitledim. "Bu sefer annene hak veriyorum. Ada'dan uzak durmalıydın." "Artık çok geç." "Demek durum o kadar kötü." Dilim yanağımın içini yokladı, nefret edilesi bir cümleydi. Kapının yeniden açılmasıyla arkamı döndüm. "Dios mío! (Tanrım!)" Annemin gözleri baştan aşağı her yerimi dehşet içinde taradı. "Şu hâline bak," dedi sesindeki öfke korkuya karışırken. "Sen saçının tek telini bile bozmadan dolaşan adamdın, Alejandro. Şimdi evi dağıtıyorsun, kendini parçalıyorsun, şu saçına başına bak! Serseri gibisin." "Bu kadar büyütülecek bir şey yok." "Büyütülecek bir şey yok mu?" diye çıkıştı.…