Pişman mısın?
Yazar: Almina

🎶 Ceren Gündoğdu & Özgür Çevik-Tutsak "Pis egoist!" Telefonumun ekranını bir açıp bir kapatırken apartmanın kapısını omzumla ittirdim. Saat sabahın körüydü ve benim uykusuzluktan gözlerim yanıyordu. Asansöre girer girmez ekranı tekrar açtım, Yeliz'den gelen saçma sapan bildirimlerinden başka hiçbir şey yoktu. "Allah'ın cezası!" dedim kendi kendime sinirle. "Sen günlerdir hayatımı işgal et, evlenme teklif et, aklımı karıştır, sonra hiçbir şey olmamış gibi ortadan kaybol." Kollarımı bağlayıp sırtımı asansör aynasına yasladım. "Seni utanmaz!" Yeliz arayıp duruyordu ama ona gitmeyecektim, daha kapıyı açar açmaz başımın etini yerdi. "Ne dedi?" "Annesi ne yaptı?" "Kızzzz, yoksa senin yerine evlenecek daha büyük bir baş belası mı buldu?" "Ay bekle, hemen story atıyorum." Ve bir saat içinde bütün ülke Atlas Varen'in ebeme ulaşmak için beni kullandığını öğrenirdi. Neyse ki en azından Ece kayıplardaydı. O hepsinden beterdi direkt votka açar, ben sarhoş olup Atlas'ın kapısını yumruklayana kadar durmazdı. Bu yüzden Kerem'i seçtim, en azından canım yanarken daha fazla kanatmamaya özen gösteriyordu. Zile bastığım dakika kapı açıldı ve "Ada?" dedi saçları uykudan dağılmış halde. Siyah tişörtünün kolları güçlü pazılarına oturmuş, diz hizasındaki koyu renk şortu gelişigüzel duruyordu üstünde. Bir eliyle saçlarını geriye iterken gözleri yüzümde gezdi. "Sabahın köründe geldiğine göre mesele büyük." Gözlerimin şişliğini, dağılan saçlarımı, elimde ölümüne sıktığım telefonu fark etmesi uzun sürmedi tabii. "Ada prensesi," dedi alçak sesle. "Ne bu halin, savaştan mı çıktın?" Çantamı kapının yanına bırakıp kalçamı duvara yasladım. "Daha kötüsü var Kerem." "Konu Atlas denen adam deme sakın." Atlas'ın adını anar anmaz burnumdan sert bir nefes verdi, ismini söyleyiş şekli bile sinirliydi. "Seni bir daha üzmeye kalkarsa elimde kalır." "Sıraya gir," dedim bitik bir sesle. Kapıyı ayağıyla kapattıktan sonra direkt bileğimden tutup salona getirdi beni. "Ağladın mı sen?" "Hayır." "Bari benimleyken kendini kandırma." "Tamam, ağladım ama sadece öfkeden, o da biraz." "Biraz dediğin şeyin otopsisi çıkar, Ada!" O kadar berbat mı görünüyordum? "Gel otur bakalım." İkili koltuklardan birine oturur oturmaz telefonumu yeniden kontrol ettim, hâlâ hiçbir şey yoktu. "Telefonu biraz daha sıkmaya devam edersen ekran çatlatacaksın." "Elimde değil Kerem, hazmedemiyorum anlasana." "Hayatına girdiği hızla çıkarmadığın sürece daha çok hazımsızlık yaşarsın." "Yok canım!" dedim gözlerimi kocaman açarak. "Bir daha beni küçük düşürmeye kalkarsa, yemin ederim aynı kürekle mezarını kazdırırım ona!" "Avukatının yanında planlı cinayet itirafı ha!" dedi gözümün kenarına minik bir öpücük bırakırken. "Bunu yüksek sesle söylememen ikimizin de hayrına olur, prenses." Odadan çıkıp birkaç dakika sonra elinde iki kupayla salona döndü. "Ada çayı yaptım, iyi gelir." Ada bildiğin hoşafa dönmüştü, hangi çay onu toparlayabilirdi ki? Kupayı elime tutuşturup yanıma oturduğunda, "Bakma bana öyle," dedim. "Nasıl bakmayayım?" "Canın acıyormuş gibi." "Ama acıyor." "Peşimden bile gelmedi Kerem," dedim içimde daha fazla tutamayarak. "İyi ki gelmedi." "Off Kerem, bari sen yapma." "Ne yapmayayım Ada? Boşuna uğraşma, adamın toksik tavırlarını romantikleştirmene izin vermeyeceğim." Sinirle arkamı koltuğa yaslayıp omuz silktim. "Romantikleştirdiğim falan yok." "Bu yüzden mi telefonunu on üçüncü kez kontrol ediyorsun?" "Yok artık! Saydın mı?" "Seni izlerken zor olmadı." Gerçekten sinirlenmişe benziyordu. "O adamda beni huzursuz eden bir şeyler var." "Boşuna kuruntu yapıyorsun, adam sadece kendini fazla beğenmiş." "Sana iyi gelmiyor Ada, görmüyor musun?" Bu konuda haklıydı. İnsan kendini mahvedecek şeyleri daha ilk bakışta tanıyordu ve Atlas bana iyi gelmiyordu. Gözlerimi kapatırken, "Biliyorum," diye mırıldandım. "Bilmiyorsun, bilseydin şu an bu halde olmazdın." Sessizce iç çektiğimde kupayı elimden alıp sehpaya bıraktı. "Ağlaman gerekiyorsa ağla," dedi yavaşça. İşte bu yüzden Kerem'di. "Yeter ki canın yanıyor d…