Beni Aldattın
Yazar: Almina

🎶 Asya-Beni Aldattın Ada Kutuyu tutan elim yavaşça gevşediğinde şeffaf kap parmaklarımın arasından kayıp mermer zemine düştü. İnce bir çatlama sesi çıktı, kalbimden miydi yoksa kutudan mı ayırt edemedim. Limon kokusu yayıldı etrafa. Bahçedeki ağaçlardan gelseydi severdim ama bu koku, saatlerdir uğruna mutfağı birbirine kattığım Cheesecake'ten geliyordu. Atlas'ın gözleri yere düşen Cheesecake'e inerken benim bakışlarım hâlâ ondaydı. Hazmedemiyordum, az önce duyduğum cümle kulaklarımın içinde dönüp duruyordu. Ada benim için Nehir'e ulaşmam gereken bir kapı. "Ada..." Sesi garipti, ilk defa ne diyeceğini bilmiyormuş gibi. "Demek öyle." Bana doğru bir adım attı. "Dinle beni." Başımı iki yana salladım. "Hayır, dinlemek istemiyorum." Dudaklarım titrerken sesim buz gibi çıktı. "Seni dinledikçe kendimden nefret ediyorum. Kendime bu kötülüğü yapmayacağım." "Şimdi gidersen aklında aşağılık bir adam olarak kalırım. Buna dönüşmeden önce birkaç dakika daha kal." Sinirli bir nefes verdim. "Benim birkaç dakikaya değil, hiç tanışmamış olmaya ihtiyacım var, Atlas." "Ada-" "Sus artık!" dedim kendimi güçlü durmaya zorlayarak. "Yaptığın teklifin sadece bir anlaşmadan ibaret olduğunu biliyordum, ama başka bir kadına ulaşmak için beni kullanacağını bilmiyordum." "Konu başka bir kadın olsaydı şu an seni durdurmaya çalışmazdım." "İnan bana kimi istediğinle zerre ilgilenmiyorum," dedim kırgınlıkla. "Canımı acıtan şey, benim tanımadığım bir adama bu denli körü körüne inanmam." Bakışları dağılıyordu, Atlas Varen kontrolü gerçekten kaybediyordu. "Ben..." Dudaklarını birbirine bastırdı. "Bilmediğin şeyler var Ada." "Ne kadar kötü olabilir ki Atlas?" dedim gülümser gibi yaparken. "Bundan daha mı aptal hissedeceğim?" Bakışlarım annesine kaydığında kadının yüzündeki ifade mideme yumruk gibi oturdu. Acıma yoktu, üzüntü yoktu, sadece benden kurtulmuş birinin huzuru vardı yüzünde. Küçük bir çocuğun istenmediğini anladığı gibi sessizce kırıldım. "Alejandro," dedi yavaşça. "Déjala ir ( Bırak gitsin .)" Atlas'ın bakışları anında annesine döndü. "¡Cállate! (Sus! )" Kadın sustu ama iş işten geçmişti, çünkü daha beni tanımıyorken bile benden kurtulmak istemişti. Bunu asla unutmayacağım. "Komik olan ne biliyor musun?" dedim kalbim acırken. "Ben bugün ilk defa biri için mutfağa girdim." Yüzündeki kısa şaşkınlığı görsem de durmadım, çünkü durursam ağlayacaktım. "Kendi suyunu bile almaya üşenen ben, annemin rafa kaldırdığı tarif kitabını açıp saatlerce mutfakta uğraştım." Yutkundum. "Bu ne demek biliyor musun? Hayatımda ilk defa kendim dışında birine emek verdim ben, Atlas." Farkında olmadan solundaki limon ağacına doğru sendelediğinde, "Benim için mi?" diye sordu. Öyle bir ifadeyle sormuştu ki, sanki cevabını duymak ölesiye korkuyordu. "Ben biri battaniyeyi üzerime örtmezse kalkmamak için sabaha kadar titremeyi göze alan bir insanım." Sesim çatladı. "Kendi yatağımı bile toplamam." Gözlerim dolmaya başladığında başımı ağaca çevirdim. "Ama lanet olası bir Kibir Torbası için saatlerimi harcadım." Nefes değişmeye başladı, gerçekten etkilenmiş görünüyordu. "Savcılığın yasağını delip geldim ben sana," dediğimde omzunu ağacın gövdesine dayadı. Başını dik tutuyordu, buna rağmen yüzüne bakınca bir şeylerin ters gittiği anlaşılıyordu. "Peki ne için?" Gözlerim yeniden onun gözlerine çıktı. "Başka birine gitmek için beni kullanmaktan çekinmeyen bir adamın iğrenç emellerine ortak olmak için!" "Ben sana durumun öyle olmadığını söyledim." "Bu neyi değiştirir?" "Sus ve beni dinle!" Sinirden güldüm. "Benimle bir daha bu tonda konuşma!" "Bana karşı diş göstermeyi bırak!" "Sürekli güç gösterisi yapmayı kes artık!" Sesimin yükselmesiyle Atlas'ı eli ensesine yürüdü. Orada uzunca bir süre oyalandığında yosun yeşilleri gözlerimdeydi. Bakışlarını kaçırmıyordu, sanki öfkesini susturmanın yollunu, dudaklarımdan dökülecek birkaç kelimede arıyordu. "İnsan bu kadar kolay harcayacağı birine böyle bakmamalı," dediğimde Atlas dondu. Biri göğsünün ortasına yumruk geçirmiş gibi sarsılmıştı. Gözlerim ya…