Kısa Devre
Yazar: Almina

🎶 Kenan Doğulu-Aklım Karıştı Bugün taburcu oluyordum, neyse ki ciddi bir şeyim yoktu. Doktorların söylediğine göre birkaç ezik, ufak kesik ve eklem zorlanmalarıyla ucuz atlatmıştım. Ucuz atlatmak... Bu kelimeyi düşündükçe içim daralıyordu. "Girebilir miyim?" "Sorman hata," dedim Kerem'e. "Gir lütfen." Ağır adımlarla kapıdan içeri girdi Kerem. Simsiyah takım elbisesinin içinde kusursuz görünüyordu. Koyu teni, düzgün taranmış siyah saçları ve keskin çene hattıyla insanı sinir edecek kadar bakımlıydı. Kravatı bile milim kaymamıştı. "Bugün daha iyi görünüyorsun, prenses." Yavaşça yanıma gelip yüzüme doğru eğildi ve gözümün kenarına kısa bir öpücük bıraktı. "Abartma, ölseydim bu kadar kötü görünmezdim." "Kendine haksızlık etme, hastane odasının bütün kasvetini alabilecek kadar güzelsin." "Çok kötü bir yalancısın, lisedeyken de normal iltifat etmeyi beceremezdin. Hep bir şiirsellik, hep bir edebiyat. Şair olmak yerine neden avukat oldun, hâlâ anlamış değilim." Kerem deyince aklıma; yorulduğumda dinlenmek için yalınayak koştuğum, nefes alabildiğim bir liman gelirdi. Ne zaman moralim bozuk olsa, dünyayı sanki daha katlanılır bir yer gibi konuşturmayı başarırdı. Belki de bu yüzden yanında kendimi hiç kasmazdım. "Şair olsaydım sana gün doğumu, ay ışığı benzetmeleri falan yapardım." Hafifçe gülümsedi. "Şimdilik sadece güzel olduğunu söylemekle yetiniyorum." "En iyisi sen avukat olarak kal," dedim gülerek. "Bir de şair halinle uğraşsaydım kesin yoğun bakımlık olurdum." Kerem'i bir an önce baş göz etmeliydim, yoksa başıma kalıp sonunda benim de başımı yakacaktı. Sandalyeyi çekip yatağımın yanına oturduğunda avukat modu çoktan devreye girmişti. "Polislere olayla ilgili ifade verdin mi?" "Merak etme, ağzımdan tek kelime alamadılar." Çünkü o kibirli adam ben ayağa kalkana kadar sakın ifade verme demiş ve hâlâ ayağa kalkamamıştı. "Bugün kaçışın yok Ada, burada olmazsa karakola götürüp ifadeni alırlar." "Peki ben onlara ne diyeceğim Kerem? Nasıl çıkacağım bu işin içinden?" "Aslında bir yolu var," diye yanıtladı. "Ama seninle birlikte enkazdan çıkarılan o adam bir türlü yanaşmıyor." "Nasıl bir yolmuş bu?" "Sadece seni değil onu da kurtaracak bir yol." Kravatını gevşetmeden konuşabilecek kadar kontrollü ve ciddiydi. "Ama adam, tam bir dürüstlük abidesi çıktı." "Aklından geçen ne, açık ol lütfen." "Adam, çöken yapının denetim şefiymiş. Evraklarda ufak bir oynama yapmasını istedik. Organizasyon yoğunluğunun binanın kapasitesini aşmadığını yazacak ve böylece dosya temiz kalacaktı." Kimse fark etmezdi belki ama ben hep ederdim, sinirlendiğinde gözlerindeki renk bile değişirdi Kerem'in. Öyle de oldu, kahverengi gözleri saniyeler içinde siyaha döndü. "Adam bir türlü yanaşmıyor Ada. Birileri rahat uyuyacak diye yılların emeğini bir gecede lekeleyemem deyip duruyor." "Sen başarılı bir avukatsın, bu işleri benden daha iyi biliyorsun. Biz onu ikna etsek bile öyle kolay sıyrılamayız bu işten. Ortada bir sabotajla ağır yaralı bir kadın var, Ece ve Onur'un sahneyi durdurmak için kablolarla oynaması da cabası. Çöküşü tetikleyen esas şey buydu, üstelik şimdi ikisi de ortada yok." Kerem bir anda doğrulup sertçe, "Sessiz ol," dediğinde başı kapıdan tarafa çevirmişti. Kapının kapalı olduğuna emin olunca bana iyice yaklaştı ve "Onlar bulundu," diye fısıldadı. "Ne?!!" dedim afallayarak. "Nasıl yani, ne zaman bulundular? Şimdi neredeler? Tutukladılar mı yoksa?" "Sakin ol Ada, baban ikisini de saklıyor. Sabotajın üstüne yıkılacağı insanlar hazır olmadan da ortaya çıkarmaz." Sakin olmak mı? Ne saçmalıyordu? "Bana hemen bunun kötü bir şaka olduğunu ve babamın bunu gerçekten yapmadığını söyle Kerem." "Ne bekliyordun?" dedi rahatça. "Baban kendi oğlunun hapse girmesine göz yumacak biri mi?" Tavan üstüme çökecekmiş gibi hissettiğimde başımı geriye yasladım, sanki bir enkazın altında daha kalmıştım. "Polisler sabotaj ihtimali üzerinde duruyor. Şu an bütün odak orada, ama her an yapı denetim sorumlularına ve organizasyon ekibine ulaşıp belgeşeri inceleyebilirler." "Peki ya…