Bütün Gece Seninim
Yazar: Almina

Bölüm görselleri

🎶 Hande Mehan-Beni Böyle Sevme Ada "Ben o bedeli yirmi yıl önce, en ağır hâliyle ödedim, Ada." "Ne demek istiyorsun?" Soruyla beraber yirmi yıl öncesine gitmeye çalıştım. Aklıma Arda geldi, enkaz geldi, bir de bütün o tozun ve ölümün arasından yıllardır silinmeyen Tarçın geldi. Hepsi buydu. Yirmi yıl öncesine dair elimde bundan fazlası yoktu. Sanki karşımdaki adam, benim unuttuğum yılların içinden konuşuyordu. "Bunu yapamazsın," diye sitem ettim. "Yirmi yıl önce deyip sonra susamazsın. Benim hayatımın yirmi yıl öncesinde senin ödediğin neyin bedeli var?" Atlas nihayet sessizliğini bozacak gibi olduğunda, kabinin tavanından yükselen kısa bir sinyal sesi aramıza girip cevabını erteledi. "Sayın yolcularımız, Adolfo Suárez Madrid-Barajas Havalimanı'na alçalıyoruz. Lütfen koltuklarınıza geçerek emniyet kemerlerinizi bağlayınız." "Madrid mi?" Şehir adıyla birlikte yüzümdeki şaşkınlık öfkeye dönüşürken gözlerimi hiddetle Atlas'a çevirdim. "Sen beni nereye kaçırdın?" "İspanya'ya." "İspanya'ya mı?" "Madrid, İspanya sınırları içinde kalıyor, evet." "Coğrafya bilgimi sınama benim Madrid'in hangi ülkede olduğunu biliyorum. Ben sana neden İspanya'da olduğumuzu soruyorum." "Bunu öğrenmene çok az kaldı." "Atlas! Yemin ederim seni bu uçaktan ben indireceğim." Normalde zil takıp oynamam gerekirdi. Günlerdir şehir dışına bile çıkamayan ben, Madrid lafını duysam pasaportumu kapıp kapıya koşardım. Gel gör ki insan hayalini kurduğu şehre kaçırılarak getirilince, heyecandan önce fail olma isteği duyuyordu. "Bunun için mi pasaportumu aldın?" Atlas karşılık veremeden kabinin ön tarafından genç bir kadın bize doğru yaklaştı. Kusursuz topuzu, tek kırışıklığa izin vermeyen üniforması ve yüzündeki ölçülü gülümsemeyle, biraz önce aynı kabinde bir adamın kafasına kahvaltı tepsisi geçirdiğime şahit olan kişiyle aynı kadın olduğuna inanmak güçtü. Kollarının üzerinde temiz bir gömlek, elindeyse küçük bir paket nemli havlu vardı, belli ki uçak yere inmeden önce Atlas'ın üzerindeki benim eserimi de ortadan kaldırmaya karar vermişlerdi. "Atlas Bey, inişten önce üstünüzü değiştirmek isterseniz sizin için temiz bir gömlek getirdim. Bunlar da yüzünüz için." "Teşekkür ederim." Kabin memuru uzaklaşırken Atlas temiz gömleği koltuğun üzerine bıraktı ve üzerindeki gömleğin ilk düğmesine uzandı. "Ne yapıyorsun?" dedim gözlerimi açarak. "Gömleğimi değiştiriyorum." "Onu görüyorum. Tuvalet diye bir icat var." "Haklısın var." Parmakları ikinci düğmeden ayrılırken bakışları benimkileri buldu. "Ama sen buradayken başka yere gitmek israf olur." "Neyin israfıymış bu?" Aramızdaki mesafeyi ağır ağır kapattı. "Merakının." "Neyini merak edeceğim be senin?" Adamı beş kez gördüysem üçünü üstsüz görmüştüm zaten. Şimdi iki düğme açtı diye bakışlarımı kaçıracak değildim. Hem daha neyini görecektim acaba? Bunu düşünürken gözlerimin istemeden açılan düğmelerine kayması ise tamamen talihsizlikti. "Beni değil." Bakışları yüzümde gezinirken sesi alçaldı. "Kendini. Bana ne kadar dayanabildiğini." "Fazla güveniyorsun kendine." "Sen de fazla güveniyorsun iradene." Bir düğme daha parmaklarının arasından kurtulduğunda yutkunduğumu belli etmemek için saçlarımı geriye savurdum. "Hangimizin yanıldığını görmek istiyorum." "Atlas Bey, inişe geçiyoruz. Lütfen yerinize geçip emniyet kemerinizi bağlar mısınız?" Resmen Hızır gibi yetişmişti. Bunu kabul etmek gururuma dokunsa da Atlas'ın kurduğu küçük oyunda sandığım kadar rahat değildim, yine de bunun etkilenmekle ilgisi yoktu. En azından kendime verdiğim ifade buydu. "Tabii," dedi nezaketle. "Tabiiiii," dedim nezaketten uzak ifademle. Şuna bak. Beni ülke ülke kaçırırken vicdanı sızlamayan adam, uçak personeline gelince görgü kurallarının vücut bulmuş hâline dönüşmüştü. "Şimdi konuş!" dedim yanımdaki koltuğa oturur oturmaz. "Neyi?" "Yirmi yıl önce ne oldu?" Az önceki alay yüzünden silinmişti. Değişen neredeyse hiçbir şey yoktu ama ben artık Atlas'ın susuşlarının bile birbirinden farklı olduğunu anlayabiliyordum. Bu, cevap vermek istemeyen birinin sessizl…