Oyun Başlıyor
Yazar: Almina

🎶Bengü Berker- Girdap Sizlere mis gibi, dolu dolu bir bölümle geldik, bebeklerim. Keyifli okumalar ve bol bol yorumlamalar 😽 Kapıyı arkamdan öyle sert çarptım ki çıkan ses koridorun boşluğunda birkaç kez yankılandı. Normal Ada olsa çelloyu alır, onun o kusursuz kafasında ikiye bölerdi. Olmadı, salondaki sandalyeleri tek tek üstüne geçirirdi. Ama bir sorunum vardı, bu yöntem denenmişti; kafaya kürek geçirilmiş, olaylı yoldan da olsa enkaz altında bırakılmış, tokat atılmıştı. Adamın kafasına ne geçirirsem geçireyim, karşılığında geri çekilmek yerine bana daha çok yaklaşıyordu. Hiçbiri işe yaramıyordu. Demek ki onu kırmak için başka bir yol bulmam gerekiyordu. Takmıştım bir kere güzelim sözünü ona yedirecektim. Hem de öyle bir yedirecektim ki bir daha ağzına alırken iki kere düşünecekti. Binanın dışına çıktığımda öğlen güneşi yüzüme çarptı. Hava sıcak, asfalt ağır, sinirim dayanılmazdı. Telefonumu çantamdan çıkarıp Oğuz'u aradım, ikinci çalışta açtı. "Ada Hanım?" "Arabayı getir." "Binanın arka tarafındayım, hemen geliyorum." "Hemen değil, şimdi." "Geliyorum." Telefonu kapattıktan birkaç saniye sonra siyah araba köşeyi dönüp önümde durdu, Oğuz her zamanki koyu takımıyla arabadan inip arka kapıyı açtı. Yüzündeki ifadeden tek kelime sormayacağını anladım. Ne de olsa babamın adamıydı az konuşur, çok iş görürdü. En sinir bozucu tarafı da buydu zaten. İçimi dışımı okur ama hiçbir zaman bana haddinden fazla yaklaşmazdı. Tam arabaya binecekken kapının camında arkamdaki yansımayı gördüm, Atlas binanın girişinde durmuştu. Tek eli cebindeydi. Bana değil, Oğuz'a bakıyordu. Oğuz'un eli kapının üzerinde kaldığında iki meydan okuyan bakış adeta havada çarpışmıştı. Biri tek kelime etmeden tehdit ediyor, diğeri tek kelime etmeden geri adım atmayacağını söylüyordu. Dudaklarım kıvrılacak gibi olurken, "Oğuzcuğum," dedim sesimi olması gerekenden biraz daha yumuşatarak. Oğuz'un siyah bakışları bana kaydı. "Buyurun, Ada Hanım?" "Rica etsem kemerimi sen takar mısın?" Oğuz'un yüzünde belli belirsiz bir şaşkınlık peyda olurken itiraz etmeden eğilip kemerime uzandı. Dikkatlice kemerin demir ucunu yerine geçirirken yanağına parmak uçlarımla hafifçe dokundum. "Kokunu mu değiştirdin sen?" dedim, sesime hafif bir cilve karışmıştı. "Aynı koku, Ada Hanım," dedi ama koku namına bir şey alamayacak kadar nefesi tutulmuştu. "Öyle miii?" Göz ucuyla Atlas'a baktım, dışarıdan hâlâ mermer gibi duruyordu ama ben o mermerin çatladığını görebiliyordum. İçimden küçük, zehir gibi bir sevinç geçti. Beter olsun. Oğuz kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçti. "Sizi nereye bırakmamı istersiniz?" "Eve lütfen." Siyah filmi yukarı kaldıran tuşa bastım. Cam kapanırken Atlas'ın yosun yeşili gözleri son kez bana değdiğinde içimden, "Şimdilik," diye mırıldandım. Eve gitmek istemiyordum, babamı görmeyi istemiyordum ama Peroş'a ve anneme ihtiyacım vardı. Konuşmadan anlayan, sormadan yaklaşan, yanımda sadece var olan iki insana. Eve vardığımızda Oğuz kibarca kapımı açtı. "Bekleyeyim mi sizi?" "Gerek yok, Oğuz." "Emin misiniz?" "Gerek yok dedim." "Nasıl isterseniz, ama bir şeye ihtiyacınız olursa arayın." "Zaten hep arıyorum." "Ben de zaten hep geliyorum." Küçük bir gülümseme dudaklarıma ilişti. "Git Oğuz. Biraz daha oyalanırsan seni annemle Peroş'un arasına sıkıştırıp sabaha kadar mıncıklatırım." "Ben en iyisi müsaadenizi isteyeyim." Kahkaham dudaklarımdan kendiliğinden döküldü. "Aferin, akıllı adamsın." Eve girdiğimi işiten Peroş, salondan çıktı, tombul yüzü beni görür görmez yumuşacık olunca dayanamayıp sıktım. "Ada kuşum..." Çantamı omzumdan alırken elinin sıcaklığı bile beni neredeyse olduğum yere çökertecekti. Annem arkasından geldi. Üzerinde açık mavi keten bir elbise vardı, saçları ensesinde gevşekçe toplanmıştı. Yüzüme baktığı an kaşları çatıldı. "Yine iyi değilsin." "Evet ama konuşmak istemiyorum." "Tamam, bebeğim," derken iç çekti. "Sen konuşmuyorsan, canın gerçekten yanıyordur." Yanıyordu, hem de tahmininden çok daha fazla. Yanıma gelip yüzüme düşen saçları geriye itti annem.…