BÖLÜM 2: KOLYE
Yazar: Deniz Çetin

*5 HAFTA SONRA* Belim neredeyse iyileşmişti. Çok daha rahat hareket ediyordum. Hâlâ henüz sahil kısmına inmemiştim. Genelde havuz kenarında takılmıştım. Yatağımda bir tur daha döndüm. Camdan gelen sıcak esinti ile ciğerlerimi doldurdum. Uyuyamadığımı anlayınca yatakta oflayarak doğruldum. Balkonuma doğru ilerledim ve sallanan salıncağıma oturdum. Biraz orada yıldızları izleyip boğazımın kuruduğunu fark ettim. Mutfağa doğru yavaşça ve ses çıkarmamaya özen göstererek ilerledim. Uyuşmuş bacaklarım yüzünden yavaş yürüyordum zaten. Mutfağa girip kapıyı kapattım. Dolaptan kocaman bir kupa çıkarıp su kaynatmaya başladım. Demlikte demlemeye üşendiğim yeşil çayın poşet olanını bulup kupaya sallandırdım. Kaynayan suyu ilk başta farklı bir bardağa biraz sonra da kupaya tamamı dolacak şekilde doldurdum. Diğer bardağın içine biraz bal koyup orda balı çözdürdüm. Onu da kupaya ekleyip poşet çayı kupanın kuluna doladım. Çayımın kokusunu içime çekerek mutfaktan çıktım. Odama doğru ilerleyip salıncağıma tekrar yerleştim. En son salıncağn kenarına bıraktığım kitabı alıp sayfaları çevirmeye başladım. Telefonumu komodinin başında bıraktığım için saati bilmiyordum. Üşenmeme rağmen telefonu odamdan aldım. 02.48 Kitabıma geri dönüp satırların arasında kayboldum. Kitabı ilk elime aldığımda neredeyse yeni başlamıştım ancak şuan kitabı yarılamıştım. Gökyüzüne baktığımda havanın yavaştan açık maviye büründüğünü fark ettim. Telefondan saate baktığımda saatin 04.53 olduğunu gördüm. Yavaştan uykum gelmeye başladığı için yatağıma geri döndüm. Başımı yastığa koyup gözlerimi yavaşça kapadım. Kapımın tıklatılmasıyla uyandım. Dışarıdan babamın sesini işittim. " Devin kızım, gel hadi kahvaltı hazır." Onaylayan yüksek sesli bir mırıltı çıkarıp saate baktım. Saat 11'di. Ayağa kalkıp kişisel banyoya geçip elimi yüzümü yıkadım. Odamdan çıkıp merdivenlerden inerken bir düşme tehlikesi atlatıp mutfağa geçtim. "N'oldu Ceren? Uyuyamadın mı?" Abim beni her sinir etmek istediğinde ikinci ismimi kullanırdı. "Yoo, gayet iyi uyudum. Hatta rüyamda seni gördüm." Bir parça peynir attım ağzıma. Annem ve babam geç uyumama veya uyumamama çok kızıyorlardı. "Balkonda kitap okuyup çay içerek mi uyudun? Cerencik." İşte şimdi s**tık. "ABİ!" "DEVİN!" Annem ile aynı anda çıkıştık. "Kaç kere dedim uyku düzeninizi mahvetmek kendinizi mahvetmek diye!" "Ya Allah aşkına anne ya. Kaç yaşına geldim hâlâ uyku düzeni diyorsun! Hem ayrıca neden tek ben? Abimde uyumamış demekki ve beni görmüş." diyerek topu abime attım. Hızlıca kahvaltımı yapıp odama kaçtım. Bikinilerimi seçip saçlarımı en tepeden toplayıp ördüm. Havanın sıcaklığı yüzünden enseme değen saçlarım bile beni rahatsız ettiği için onları da topuz yaptım. Güneş koruyucuları sürüp pareyomu bağladım. Çantamı alıp çıktım. Kapıdan çıkıp kavurucu sıcağın altında yürümeye başladım. Sahile varmam çok uzun sürmedi. Zaten küçük bir kasabaydı. Şezlong yerine sadece şemsiye vardı. Boş bir şemsiye bulup havlumu altına serdim, birkaç tane taşla uçmasını engelledim ve çantamı bıraktım. Pareyomu çözüp çantaya tıkıştırıp denize ilerledim. Su beklediğimden soğuktu. Suyun dibi kumluk olduğu için ayağımı parçalayan taşlar yoktu. Birkaç adım daha ilerleyip kendimi suya bıraktım. Soğuk su bütün bedenimi sararken başımı suya daldırdım. Suya alışmak için dubalara doğru yüzmeye başladım. Yüzdüm, yüzdüm ve yüzdüm... dubalara varınca orada biraz dinlendim. Ayağıma aniden değen şey ile irkilip bulunduğum yerden uzaklaştım. Suyun üstüne yükselen şeyi dikkatle incelemeye başladım. Bu şey... Bir kolye. Kararmış bir kolye. Ucunda kuğ ambleminin olduğu bir kolye. Kolyeyi elime aldım ve kıyıya doğru yüzdüm. Kolyeyi elimde sıkarak ilerliyordum. Düşürmekten korkuyordum. Kıyıya çıkınca havluma sarılmadım bile. Hava o kadar sıcaktı ki bedenim neredeyse kurumuştu. Yani aslında ıslak yerleri hâlâ var ama... Kolyeyi çantamın fermuarlı gözüne koyup kapattım. Burada pek durmayacaktım. Eve gidip biraz daha uyuyabilir veya kasabayı keşfetmeye inebilirdim. Sonrasında toplanıp ağır a…