Tehlikeli sınır+18

Gerçekler

Yazar:

Tehlikeli sınır+18 - Nisanur Yiğit kitap kapağı
Tehlikeli sınır+18 kitap kapağı

Sözlerim odanın klimalı, buz gibi havasına asılı kaldığında Poyraz’ın gözlerinde ilk kez o aşılmaz duvarın sarsıldığını gördüm. Başımın iki yanında, çelik kapıya dayalı duran o devasa elleri milim kıpırdamadı önce. Bakışları, blöf yapıp yapmadığımı anlamak ister gibi doğrudan gözlerimin en derin katmanlarına indi. Aramızdaki o birkaç santimlik mesafede nefesi tenimi yakarken, çenesinin sertçe kasıldığını, ardından parmaklarının kapı yüzeyinden ağır ağır gevşediğini izledim. Geri çekilmedi. Sadece ellerini indirdi ve kollarını yeniden göğsünde bağlayarak o tepeden bakan, amansız mesafesini korudu. Ama o buz mavisi gözlerdeki fırtına dinmişti; yerini, bir sonraki hamlesini hesaplayan ketum bir sessizliğe bırakmıştı. "Güzel bir konuşma, Üsteğmen," dedi, sesi az önceki kükreyişin aksine tekinsiz bir fısıltıydı. "Ama adalet duygumu rütbelerimle tartmaya kalkma. Yarın sabah o haritanın başında olacaksın. Şimdi çıkabilirsin." Ona son bir kez bıkkın ama eğilmez bir bakış fırlattım. Selam vermedim. Hiyerarşinin sınırlarını zaten darmadağın etmiştik. Arkamı döndüm, kapının ağır metal kulpunu indirip koridorun o çiğ, beyaz ışığına adım attım ve kapıyı arkamdan sertçe kapattım. Koridorda yürürken postallarımın çıkardığı her ses, az önce odada bıraktığım o devasa gerilimin yankısı gibiydi. Karargah binasından çıkıp üssün açık otoparkına doğru adımlarken, temmuz ayının o boğucu gece havası yüzüme çarptı. Hücum yeleğini, miğferi çıkarmıştım ama göğsümün üzerindeki o görünmez ağırlık hala nefes almamı zorlaştırıyordu. Cebimden anahtarı çıkarıp aracıma bindim. Kapıyı kapatıp kendimi o dar, sessiz kabine kilitlediğim an, saatlerdir beni ayakta tutan o askeri zırh aniden çatlamaya başladı. Direksiyonu iki elimle sıkıca kavradım, başımı öne doğru eğip alnımı soğuk derisine yasladım. Sonunda yalnızdım. Sonunda zihnimdeki o canavarlar zincirlerinden boşanmıştı. Kontağı çevirdim, motorun homurtusu otoparkın karanlığında yayıldı. Nizamiye kapısından çıkıp şehrin tenha, virajlı yollarına doğru ilerlerken, kafamın içi darmadağındı. Mahmut Erdem... Binbaşının ismi zihnimin duvarlarına çarpa çarpa yankılanıyordu. Poyraz haklı olabilir miydi? Mahmut beni, çocukları korumak için canımı vermekten çekinmeyeceğimi bildiği o delice damarımı kullanmış mıydı? Düşüncesi bile midemi bulandırıyordu. Hayatımı, timimin hayatını ortaya koyduğum o dağ yolu, meğer birilerinin içerideki köstebeği panikletmek için kurduğu bir satranç tahtası mıydı? Eğer öyleyse, ben o tahtadaki şahı korumaya çalışan kör bir piyon muydum? Direksiyonu sıkmaktan parmak boğumlarımın beyazladığını fark ettim. Gözlerimi dikiz aynasına çevirdim; aynadaki kadının yüzünde hala barut ve çamurun kokusu vardı. Poyraz’ın haklı olma ihtimali içimi kemiriyordu ama ondan daha çok canımı yakan bir şey vardı: Poyraz Sancaktar’ın o odadaki bakışları. O adam neyin peşindeydi? Beni korumada gözü olmadığını biliyordum. Bir askeri, bir üsteğmeni emirsiz operasyona çıktığı için mahkemeye teslim etmek onun için çocuk oyuncağıydı. Ama yapmamıştı. "Beni benden başka kimse sorgulayamayacak" derken, o buz gibi otoritesinin arkasında sakladığı asıl gerçek neydi? Karargahın içindeki o yılanı avlamak için benim öfkeme, Kılıç Timi’nen o gözü kara sadakatine mi ihtiyacı vardı? "Pazarlık yapıyorsun," diye fısıldadım boş arabaya doğru. "Benimle, bizim canımızla kumar oynuyorsun Sancaktar." Yol boyu akan sokak lambalarının sarı ışıkları arabanın içine sızıp kaybolurken, içimdeki o karanlık daha da koyulaşıyordu. Kılıç Timi... Bekir’in o hırçın ama abi gibi korumacı sesi, Ömer’in sargılı koluna rağmen sergilediği o umursamaz tavır, Eren’in o çömez ürkekliği... Onlar benim ailemdi. Eğer yukarıda birileri onların biletini kestiyse, eğer içerideki o hain hala bizimle aynı havayı soluyorsa, yemin ederim o üssü onların başına yıkardım. Bedeli askeri mahkeme değil, kurşuna dizilmek olsa bile geri adım atmazdım. Şehrin gürültüsünden uzak, tek başıma yaşadığım o gözlerden uzak evin önüne geldiğimde saat gece yarısını çoktan geçmişti…

Bölümün tamamını WritePad'de oku