YÜZ MÜHÜR VE BİR TEBESSÜM
Yazar: Hanife

Eve adımını atıp kapıyı arkasından kapattığı an göğsü hızla kalkıp iniyordu Güzide’nin. Avuçlarının içinde hâlâ Targan’ın teninin sıcaklığı, burnunda ise o genzi yakan çam ve barut kokusu vardı. Koşarak odasına geçti, üzerindeki hırkayı fırlatırcasına çıkarıp kendini yatağın üzerine bıraktı. Kalbinin atışı odanın sessizliğinde yankılanıyordu. Heyecandan bacaklarını kendine doğru çekip yüzünü yastığa gömdü. Ayağa kalkıp üzerini değiştirdi; en sevdiği pembe pijamalarını giydi. Masanın üzerindeki walkman’i eline aldı, kulaklıkları kulağına yerleştirip kasedin düğmesine bastı. Müzik ruhuna bir şifa gibi akmaya başladı. Nazende Sevgilim’in o puslu, kırılgan melodisi odanın karanlığına sızıyordu: Değdi saçlarıma bahar gülleri Nazende sevgilim yadıma düştün Sevenin bahtına bir güzel düşer Sen de tek sevgilim aklıma düştün... Gözleri pencereye kaydı. Tülün arkasından dışarıya, karşı lojmanın balkonuna baktı. Albay Ali Asaf Bey yoğun bir devriye mesaisindeydi, annesi Süreyya Hanım ise salonda dikiş makinesinin başında kumaşlara şekil veriyordu. Dışarıda, gecenin ayazında iki gölge belirdi. Targan ve hemen yan komşuları olan Teğmen Deniz balkona çıkmışlardı. Targan, derin bir nefesle sigarasını çekiyor, dumanı Doğu’nun soğuk gecesine üflüyordu. Güzide pencerenin kenarında öylece kaldı. "Çok seviyorum ben bu adamı..." diye fısıldadı kendi kendine. Tam o anda Targan, sanki o fısıltıyı duymuş gibi başını yukarı kaldırdı. Göz göze geldiler. Güzide’nin nefesi boğazında tıkandı. O karanlıkta bile Teğmen’in ela gözlerindeki o geçit vermez, soğuk mesafeyi hissedebiliyordu. 'Nasıl gülüyordun acaba?' diye geçirdi içinden. 'Bir kez olsun içtenlikle gülsen, o gamzen nasılda derinleşir kim bilir...' O sırada yan balkondan bir başka duman kokusu ve hissettiği rahatsız edici bir baskı yükseldi. Teğmen Deniz de camdaydı. Doğrudan Güzide’ye bakıyordu. Bakışlarındaki o sahiplenici, takipçi tavır Güzide’nin huzurunu kaçırdı. Deniz tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken Güzide tülü çekip hızla içeri girdi. Babasının Deniz’e olan aşırı ilgisi, adamın lojman etrafında sürekli karşısına çıkması içindeki huzursuzluğu artırıyordu. Aklındaki tüm gölgeleri silmek için mutfağa geçti. Yarın doğum günüydü ama kimsenin kutlayacak hali yoktu. Dolaptan malzemeleri çıkarıp kendisi için küçük, kalpli bir pasta hazırladı. Üzerine özenle bembeyaz krema sürdü. Erittiği çikolata sosuyla pastanın tam ortasına iki harf kazıdı: "T.G" Gülümsedi. Teğmen’in Güzide’si... Harfler bile yan yana ne kadar yakışıyordu. Şu dünyada tek bir hayali vardı eskiden; okumak, Hava Harp Akademisi’ne girip pilot olmak. Ama şimdi, o koskoca gökyüzü bile Targan’ın ela gözlerinin yanında sönük kalıyordu. Kalbini tamamen o sert bakışlı teğmene teslim etmişti. Yatağına uzandığında annesi Süreyya Hanım sessizce odaya girdi. Yatağın kenarına oturup kızının altın sarısı saçlarını şefkatle okşadı, alnına sıcak bir öpücük kondurdu. Güzide bir an annesinin boynuna sarılıp içindeki o devasa aşkı, Targan’ı, kalbinde taşıdığı fırtınayı anlatmak istedi. Ama henüz her şey bir sis bulutuydu; erken davranıp bu büyülü hissi bozmak istemedi. Gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldı. Tarih: 10 Ekim 2000, Salı Güneş henüz doğudaki dağların arkasından süzülmeden, saat altıda uyandı Güzide. Doğduğu gün olduğu için değil, az sonra Targan’ı göreceği için içi içine sığmıyordu. İpek gibi sarı saçlarını tarayıp sıkıca bağladı. Okul formasını giydi. Salona geçtiğinde annesi masayı kuruyordu. Albay Ali Asaf Bey, Erzurum’daki kriz toplantısı için sabaha karşı yola çıkmıştı. Babasının evde olmaması Güzide için paha biçilemez bir fırsattı. "Güzide, kahvaltı yapmayacak mısın kızım?" "Hayır anneciğim, ben dışarıda bir şeyler yerim," dedi hızlıca. Mutfaktan küçük kaplar çıkardı. Dün geceden hazırladığı yaprak sarmalarını, annesinin pişirdiği taze poğaçaları ve yaptığı o minik kalpli pastayı özenle kaplara dizdi. Yanına iki küçük çatal, bir mum ve çakmak ekleyip hepsini küçük bir bez torbaya yerleştirdi. Süreyya Hanım şüpheyle kızına…