Teğmenin Güzidesi

KAYIP ZAMANIN TEĞET GEÇEN GÖLGELERİ

Yazar:

Teğmenin Güzidesi – Hanife kitap kapağı
Teğmenin Güzidesi – Hanife kitap kapağı

Yıllar sonra Güzide’nin karşıma buz gibi bir Cumhuriyet Savcısı olarak çıkması, ruhumun en derin yerinde çakıp duran o şimşeğe bir yenisini daha eklemişti. Odasından içeri adımladığımda onun yaşadığını, karşımda tüm heybetiyle durduğunu görmek tarifsiz bir mutluluktu; fakat gözlerindeki o yabancı, mesafeli bakışlar içimi diri diri yakan bir acıya dönüşüyordu. Onu tanıdığımı, geçmişimizin olduğunu fısıldasam da beni duymuyordu. Zihninde kurduğu o çelik duvarın arkasına saklanıp beni tanımamazlıktan mı geliyordu, yoksa zihni gerçekten beni tamamen silip atmış mıydı? Eskiden karşıma tüm cesaretiyle dikildiğinde, gözlerinin içi gülümserdi. Yüzündeki o sıcacık tebessüm, vaktiyle bir mermi gibi kalbime işlemişti. Şimdi ise o gülüş solmuş, yerini devletin soğuk resmiyetine bırakmıştı. Karşımda duran Güzide gerçekten kimdi? Dün gece onu adliye lojmanlarının balkonunda gördüğümden beri kaderimiz yine karşılıklı dairelerde kesişmişti. Soyadı hâlâ Vural’dı; peki ya kucağındaki o küçük kız? Evlilik dışı bir ilişkinin meyvesi miydi, yoksa zihnimin çözemediği başka bir muamma mı? Kafam darmadağınık olmuştu. Onun için yalnızca geçmişte kalmış geçici bir gençlik heyecanı mıydım? Üstelik dışarıdaki terörle boğuşurken, adliyenin ve askeriye kılcallarının içine sızmış profesyonel bir karanlık yapı vardı. Kimlikleri bu topraklara ait ama ruhları bize son derece yabancı olan bu hainler, özenle seçtikleri kişileri eğitiyor, kendilerine katılmayanlara her türlü eziyeti reva görüyorlardı. İnsanları ikiye bölmeye, ayrıştırmaya zorluyorlardı. İyiler ve kötüler diye ikiye ayrılmıştık. Dışarıdaki düşmanla çatışırken içimizdeki bu sinsi yapıyı çökertmek bizim boynumuzun borcuydu. Bir vatan sevdalısı olarak bu yolda yürümek benim için daima bir şerefti. Son günlerde birlik depolarındaki askeri mühimmat stoklarında garip bir açıklık, tespit edemediğimiz eksilmeler vardı. Albayımız Kadir Sağlam ile bu işin üzerine gidiyorduk. Timdeki silah arkadaşım Murat görevli olarak Diyarbakır’da olduğu için lojmandaki dairede şimdilik tek başıma kalıyordum. Ama ne olursa olsun; Güzide zamanında nasıl pes etmediyse ben de pes etmeyecek, bu adliyenin ve askeriye koridorlarının arkasında neler döndüğünü öğrenecektim. Ben zor sevmiştim, öyle kolay vazgeçmeyecektim. Güzide Masamın üzerinde duran o akrostiş şiirin her mısrası içimde nedensiz bir sızı uyandırsa da duygularıma yenik düşemezdim. Önümde çözülmeyi bekleyen bir görev vardı. Kâğıdı özenle katlayıp cebime koydum ve resmiyet zırhıma bürünerek odamdan çıktım. Koridorda duran zabıt katibine yöneldim: "Hasan Bey, sorgu odası hazır mı?" Hasan Bey boynunu büktü, mahcup bir edayla gözlerini yere devirdi. Bir süre duraksadıktan sonra pürüzlü bir sesle yanıtladı: "Sayın Savcım... Zanlının sorgusu Başsavcı Bey tarafından yapıldı." Şoka uğramıştım. Birkaç saniye ne diyeceğimi bilemeyerek kaldım. Bakışlarımı toparlayıp soğukkanlılığımı korumaya çalıştım: "Tamam Hasan Bey, siz işinizin başına dönebilirsiniz." Dosyayı sabah bizzat bana teslim etmişken, Başsavcı neden aniden devreye girip sorguyu kendi yapmıştı? Bu çelişkiyi kabul edemezdim. Hızlı adımlarla üst kata çıkıp Başsavcı Yavuz Sancar’ın odasının kapısını vurdum ve içeri girdim. "Sayın Başsavcım, şüphelinin sorgusu yapılmış... Oysa dosyayı yürütmem için bana vermiştiniz?" Başsavcı koltuğunda doğruldu, yüzüne babacan ama ardında bir şeyleri gizleyen o resmi maskeyi taktı: "Sayın Savcım, siz olayın doğrudan mağdurusunuz. Şüpheli avukatlarının yarın bir gün 'Savcı tarafsız değildi' diyerek usulden itiraz etmelerini ve ortalığın karışmasını istemiyorum." "Anlaşıldı Sayın Başsavcım," dedim. Odadan çıkarken içimdeki o huzursuzluk hissi dalga dalga büyüyordu. Madem böyle bir usul kaygısı vardı, dosyayı sabah neden bana vermişti? Bu işte ciddi bir çelişki, üstü örtülmeye çalışılan bir şeyler vardı. Odamdaki masama dönüp önüme yığılan diğer soruşturma dosyalarına odaklanmaya çalıştım. Dosyalardan biri doğrudan ilgimi çekti: Silah ve mühimmat kaçakçılığı, askeri casusluk iddiası...…

Bölümün tamamını WritePad'de oku