KÜLLERİNDEN DOĞAN ZAMAN
Yazar: Hanife

Güzide ölümle pençeleşiyordu. Vücudu ilaçlara karşı büyük bir direnç gösteriyor, uygulanan hiçbir tedaviye yanıt vermiyordu. Odada sığınabileceği tek bir şey vardı: Komodinin üzerinde duran, cızırtılı sesler yayan küçük radyo. Oksijen maskesinin altından güçlükle nefes alırken sürekli radyodaki sesleri takip ediyordu. Hoparlörden Nazende Sevgilim şarkısının hüzünlü melodisi süzülürken, araya giren haber bültenlerini büyük bir dikkatle dinliyordu. Targan’ın toprağına dokunamamak, onunla son bir kez bile vedalaşamamak içini cayır cayır yakıyordu. İyileşmeye ikna olmuyor; yaşama takati, dayanacak gücü kalmadığı için kendini tamamen bırakıyordu. Ta ki radyodaki o haberi duyana kadar... "Tunceli'de terör saldırısından aylar sonra kurtulan iki asker birliğine geri döndü. Kıdemli Teğmen Targan Noyan ile Teğmen Murat Soydan'ın sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi. Şehit olan askerlerimize Allah'tan rahmet, sağ kurtulan askerlerimize acil şifalar diliyoruz." Güzide duydukları karşısında büyük bir şok geçirdi. Gözlerinden yaşlar sicim gibi yanaklarına süzülürken dudaklarından fısıltı halinde şu sözler döküldü: "Yaşıyor, biliyordum... Benim Teğmenim yaşıyor. Allah'ım biliyordum onu bana bağışladın." Gözyaşları durmaksızın akarken, hırsla yüzündeki oksijen maskesini söküp çıkardı. Kolundaki serum iğnelerini hiç düşünmeden çekip attı. Göğsünden gelen derin öksürüklere, ağzından kanlar saçılmasına aldırış etmeden yataktan doğruldu. Duvarlara tutuna tutuna odadan dışarı adım attı. Koridordaki soğuk duvarlardan destek alarak bitkin halde ilerlemeye çalışıyordu. O sırada koridorda beliren abisi Alican, kardeşinin bu halini gördü. Güzide ise adeta dünyadan soyutlanmış bir halde fısıldayarak, "Bekle beni aşkım, geliyorum..." diyordu. Alican panikle koşarak Güzide'nin yanına geldi: "Güz, sen ne yapıyorsun? Odadan çıkamaman lazımdı!" "Abi, yaşıyor... Ona götür beni ne olur? Son nefesimi kollarında vereyim." "Yapma Güz'üm, daha çok gençsin, ölemezsin! O seni sevseydi gelirdi, yapma bunu kendine Güz'üm!" "Abi bilmiyordur, beni gitti sanıyordur... Abicim ne olur onun kollarında ölmeme izin ver?" "Yapma kardeşim, dayanamazsın, ayakta bile duramıyorsun. Lütfen tedaviyi kabul et. Bak yaşıyormuş, sen de yaşa kardeşim!" Güzide daha fazla dayanamayarak abisinin kollarına yığıldı. Ağzındaki birikmiş kanı abisinin yüzüne doğru püskürttü. Bilincini kaybetmeden hemen önce, "Abi... Onu çok sevdiğimi söyle..." diye fısıldayabildi. Alican dehşet içinde feryat etti: "Yardım edin! Kardeşim ölüyor, yetişin..." Sesleri duyan hemşireler ve doktor hızla koridora koştu. Güzide hemen acil müdahaleye alındı; ateşi tehlikeli seviyelere yükselmişti ve ağır bir havale geçiriyordu. Doktordan gelen açıklamalar Alican'ın çaresizliğini artırdı. Doktor endişeli bir ses tonuyla, "Kardeşinizin vücudu ilaçlara direnç gösteriyor. Almanya'da tedavi görmesi yaşama şansını artıracaktır," dedi. Alican hiç tereddüt etmeden atıldı: "Almanya mı? Ne gerekiyorsa yaparım doktor bey!" Bir yanda öldü sanılırken hayata dönen Teğmen Targan, diğer yanda ölümün kıyısındaki Güzide büyük bir acı çekiyordu. Alican elindeki bütün birikimi kardeşinin tedavisine harcadı. Güzide, donanımlı bir özel hastane uçağıyla Almanya'ya sevk edildi. Öldü bilindiği dağlardan aylar sonra dönen Targan ise yüreğindeki yangınla kendisini tutamayarak yeniden Feride'nin karşısına dikildi: "Kardeşim, bak bana doğrusunu söyle! Nerede Güz'üm benim, ne olur Allah rızası için söyle?" Feride vicdan azabıyla başını öne eğdi; Güzide'ye verdiği söze ihanet etmenin ağır yükünü taşıyordu. "Tek bildiğim Teğmenim... Ankara'da abisinin yanına gitti." "Abisinin adını biliyor musun?" "Alican, Teğmenim." "Eyvallah kardeşim," dedi Targan. Hızla lojmandan çıkıp askeri araca yöneldi. Direksiyonda Murat vardı, vakit kaybetmeden havalimanına gittiler. İlk uçakla Ankara'ya geçen Targan, sistem üzerinden ulaştığı adrese ulaştı. Fakat kapı duvardı; komşular ve mahalleli evdekilerin taşındığını söylüyordu. Yıllar süren ayrılığın ardından onu bi…