BÖLÜM 4
Yazar: Büşra Nur

4 “KAPTAN” Gözlerimi çalan alarmın sesiyle araladığımda içimde dün geceden kalan birkaç parça his vardı. Hızlı uyanmıştım çünkü sabahı sabırsızlıkla bekleyerek kapatmıştım gözlerimi. Okula gitmek Yaman’ın yüzünü görmek ve olanları kızlara anlatmak istiyordum. Fakat her şeyden önce denize girmem ve biraz olsun sakinleşmem gerekiyordu. Bu yüzden alarmımı çoğu zaman yaptığım gibi sabah beşe kurdum ve formamın içine bikinilerimi giyerek çantama tek kullanımlık havlu attım. Küçük makyaj çantamı da çantama koyarak evdekileri uyandırmadan evden çıktım. Bir süre yan dairenin kapısında kaldı bakışlarım. Babasını düşündüğümde onun için tekrardan üzüldüm. Bir çocuğun babasını yardıma muhtaç halde görmesi adil değildi. Keşke ailesi için yapılabilecek bir şey olsaydı fakat böyle bir ihtimal olsaydı Yaman’ın sonuna kadar çabalayacağına nedense emindim. Onu tanımıyordum ama hislerim ailesi için her şeyi yapabileceğini söylüyordu. Onu evinde gördüğüm içindi belki bu his. Bütün evi taşıması, arkadaşlarını getirmesi, annesine karşı olan tavrı. Ya da yalnızca kafamda kuruyordum. Sonunda kapısına bakmayı bırakarak asansörü çağırdığımda sağ kapıdan gelen tıkırtı yeniden bakışlarımın onun kapısına dönmesine sebep oldu. Kapı aralandığında kalbimin atışı da değişti. Bu saatte kim evden çıkıyor olabilirdi? Daha okul saatine çok vardı. Yaman’ın eğilerek ayakkabılarının bağcıklarını bağladığını gördüğümde heyecanım büyüdü. Neden bu saatte kalkmıştı? Ona seslenmeli miydim? Asansör gelmek üzereydi, beklemeli miydim? Ben zihnimdeki sorularla boğuşurken o çoktan başını kaldırmış ve beni görmüştü. Yüzümdeki şaşkınlığa benzer bir ifade onun yüzünde de oluştu. “Kaptanım,” dedi ismimi söylemek yerine. “Ne işin var bu saatte?” sesi boğuk ve uykulu çıkıyordu. “Yüzmeye gidiyorum,” dedim uyku sersemliğiyle karışan şaşkınlığım sebebiyle. Evin kapısını sessizce kapatarak birkaç adımda yanıma geldi. Kapısı açılan asansöre bindiğimizde ikimizin de eli aynı anda zemin kat düğmesine giderek çakıştığında ateşe değmiş gibi elimi çektim. Hala olanları tam anlamıyla kavrayamamıştım. “En iyi saatidir denizin,” dedi bu saatte yüzmeme şaşırmak yerine. “Bu saatte yüzülür mü demeyecek misin?” “Ayıp ediyorsun Antalyalı adamım ben her saatte yüzülür bizim memlekette.” Göğsü gururla kabardığında daha da şaşırdım. Buralı mıydı? Antalya’da yerli halkı bulmak oldukça zordu. Özellikle depremden sonra çok göç almıştı. Doğrusu biz de Antalya’lı değildik. Babamın tayin istemesi sonucu bu şehre gelmiştik. “Bilmiyordum buralı olduğunu,” dedim asansörden inerken. “Ben nereye gidiyorum sormayacak mısın yani?” “Yan komşum olmana hala alışamadım sanırım,” dedim bir an duraksayarak. “Ve…” elim boynuma gitti. Onda anlam veremediğim bir şey vardı. Bir yandan hoşlanmadığım diğer yandan da zararsız olduğunu hissettiğim. Sanırım her şeyin çok hızlı ve ani gelmişmiş olması güvensiz hissettiriyordu. “Tamam, sakin ol. Antrenmana gidiyorum sormadın ama haberin olsun yani.” “Benimle flörtleşmeye çalışmayı ne zaman bırakacaksın?” dedim gülerek. “Kabul et hoşuna gidiyor,” kaşlarını kaldırarak sorduğu soruya gözlerimi devirdim. “Sinirimi bozana kadar devam edebilirsin ama bir karşılığı olmayacak.” Sesli bir şekilde güldü verdiğim cevaba. Gülerken beliren gamzesine takıldı yeniden gözüm. “Şansımı denemeye değer gözüküyor.” Ne diyeceğimi bilemedim ve sessiz kalmayı tercih ettim. Birlikte bloktan çıktığımızda ona bir daha baktım. Üzerinde Antalya Spor ’un Basketbol forması vardı. Elinde de bir spor çantası. O kadar uykuluydum ki fark edememiştim, elbette ki bu kıyafetlerle yalnızca antrenmana gidiyor olabilirdi. “Zor oluyordur senin için,” dedim hem okulu hem de profesyonel hayatına nasıl yetiştiğini düşünerek. Ailesi okuması için ona baskı mı yapıyordu yoksa okula devam etmek onun seçimi miydi acaba? Çünkü bu saatten sonra iyi bir yerde oynamasa bile sosyal medya takipçi sayısı sayesinde iyi bir hayat sürerdi. “Disiplinliyimdir ben,” dedi Yaman ciddi bir tavırla. “Çalışmayı da severim o yüzden zorlandığımı his…