BÖLÜM: 10
Yazar: Büşra Nur

Lütfen oy vermeyi ve BOOL BOL yorum yapmayı unutmayın! Yorumlarınızı okumayı çok seviyorum ve benim için büyük bir motivasyon kaynağı! Keyifli okumalar ^^ 10 “KAÇAK” Yaman’ın hayatıyla ilgilenmiyordum. Bu konuda kendimle son derece açık bir anlaşmaya varmıştım. Bir insanın yanlış kararlar verdiğini görmek, o kararları düzeltmek zorunda olduğum anlamına gelmiyordu. Hele ki o insan söylediklerimin karşılığında yüzüme bakıp “Annem değilsin,” diyebiliyorsa bundan sonra gerçekten de olmayacaktım. Ne annesi ne kaptanı ne antrenörü ne de hayatını doğru düzgün yaşaması için arkasından koşacak herhangi bir şeyiydim. Üstelik benim kendi hayatım yeterince kalabalıktı. Düzeltmem gereken bir insan varsa o da bendim. Bu yüzden sonraki birkaç günü yapmayı en iyi bildiğim şeyi yaparak geçirdim. Yaman Alp Tanyeli yokmuş gibi davranarak. Kolay olduğunu söylemeyecektim. Yan dairenizde yaşayan bir insanı yok saymak zaten başlı başına zorken, aynı okulda okuduğunuz ve gün içinde en az birkaç kez ortak koridorlardan geçtiğiniz gerçeğini de hesaba kattığınızda iş daha da karmaşık bir hâl alıyordu. Ama ben kararlıydım. Sabah kapısını açarken sesini duyduğumda asansörü beklemek yerine merdivenlerden indim. Okul bahçesinde Mert ve Baran’la birlikte dururken yanlarından geçtim. Öğle arasında kantinin önünde Eylül’le konuştuğum sırada grubuyla yan masaya oturduğunda yüzümü diğer tarafa çevirdim. Bir kere bile bakmadım. Yani bilinçli olarak bakmadım. İnsanın gözünün görüş alanına giren bir şeyi görmesi bakmak sayılmazdı. Bu bilimsel bir gerçekti. Ben dönüp Yaman’ı aramıyordum sonuçta. Çocuk neredeyse iki metreydi ve okulun yarısından uzundu. Kalabalığın içinde istemeden fark ediliyor olması benim problemim değildi. Onun da beni birkaç kez gördüğünü biliyordum. İlk gün yanıma gelmeye çalışmıştı hatta. Ben Eylül’ün koluna girip yürümeye devam etmiştim. İkinci gün yalnızca uzaktan bakmıştı. Üçüncü gün ise hiçbir şey yapmadı. İşte nedense canımı sıkan kısım da tam olarak bu olmuştu. Kendime onunla konuşmak istemediğimi söyleyip durmuş, gerçekten konuşmayınca da içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk hissetmiştim. İnsan zihni gerçekten berbat çalışan bir sistemdi. Bir şeyi istemediğinize karar veriyordunuz fakat o şey sizden tamamen uzaklaştığında beyniniz bu sefer neden uzaklaştığını sorgulamaya başlıyordu. İstediğin buydu Yasmin. Evet. Tam olarak istediğim buydu. O hâlde dersime bakabilirdim. Ve baktım. En azından bakmaya çalıştım. … “Yetmiş sekiz.” Kalemimin ucu kâğıdın üzerinde durdu. Birkaç saniye boyunca önümde duran deneme sonucuna baktım. Yetmiş sekiz. Bir daha baktım. Sanki sayı değişecekmiş gibi. Değişmedi. Sağ üst köşedeki kırmızı kalemle yazılmış 78 orada durmaya devam etti. İçimde ilk yükselen duygu üzüntü bile olmadı. Kendime karşı hissettiğim doğrudan öfkeydi. Kaçırdığım soruları hızlıca gözden geçirdim. İki tanesini dikkatsizlikten, bir tanesini işlemi yanlış taşıdığım için, diğerini ise soruyu sonuna kadar okumadığım için kaybetmiştim. Bunlar bilmediğim sorular değildi. Daha kötüsüydü, biliyordum ve yapamamıştım. Bu benim için başarısızlığın en sinir bozucu hâliydi. Bir şeyi bilmemek telafi edilebilirdi. Çalışırdınız, öğrenirdiniz ve bir daha yapardınız. Ama bildiğiniz bir şeyi dikkatsizlik yüzünden kaybetmek tamamen sizin suçunuzdu. Düzeltecek başka kimse yoktu. “Kaç aldın?” Eylül kâğıdıma doğru uzanırken elimle kapattım. “Bakma.” “Niye?” “Bakma dedim.” “Allah Allah.” Kendi kâğıdını masaya bıraktı. “Seksen bir aldım ben. Dünyanın sonu değil.” “Senin için.” “Başladı.” “Neye başladım?” “Yasmin Güneş’in bir sınav sonucu üzerinden hayatının tamamını sorgulama seansına.” Gözlerimi devirdim. “Bir sınav sonucu değil.” “Bir sınav sonucu.” “Geçen hafta fizikte de üç yanlış yaptım.” “Üç.” “Normalde bir yapıyorum.” Eylül bana birkaç saniye baktı. “Seninle aynı dünyada yaşamıyoruz.” “Eylül.” “Ciddiyim.” Elindeki kalemle kâğıdıma vurdu. “Yetmiş sekiz aldın diye okuldan mı atılacaksın?” “Hayır.” “Voleybol takımından mı?” “Hayır.” “Annen seni evlatlıktan m…