4.Bölüm(Geçmişteki İlk Karşılaşma)
Yazar: NeslihanK.

Kasım 2009 / Rize Bugün içimde tarifsiz bir heyecan vardı. Sınıf arkadaşım Elif’in doğum günüydü. Esra, babasının iş gezisi nedeniyle Rize’den kısa süreliğine ayrılmak zorunda kaldığı için yanımda olamayacaktı; bu durum beni biraz buruklaştıran tek şeydi. Yine de Mert orada olacaktı. Okula geldiği ilk günden beri hoşlandığım, o sarışın, renkli gözlü çocuk... Yaşıtlarından daha olgun duruşuyla hep dikkatimi çekerdi. Bugüne kadar bana pas vermemişti ama bugün her şey farklı olacaktı; çünkü bizzat yanıma gelip, "Elif'in doğum gününe sen de gelsene," diyerek beni davet etmişti. O gün yataktan gülerek kalktım. Hazırlanıp aynaya baktığımda, kendime gülümsedim ve odadan çıktım. Mutfağa inip bulaşıkları yıkayan annemi öptüm. "Anne ben çıkıyorum, söz geç gelmem!" diyerek kapıya yöneldim. Annem, elindeki bulaşık köpükleriyle arkamdan gelip askılıktaki şemsiyemi elime tutuşturdu: "Annem, bugün yağmur yağacak gibi, şemsiyeni unutma." "Şemsiyemi de aldığıma göre, ben artık gidiyorum!" diyerek merdivenleri seke seke indim. Telefonumdan saate baktığımda partinin başlamasına sadece on beş dakika kaldığını fark ettim. Bahçe kapısından bir hışımla çıkıp yokuş aşağı koşmaya başladım. Benim bu halimi gören Mustafa amca, "Eslem! Nereye böyle? Arkandan atlı mı kovalıyor!" diye bağırdı. Hızımı kesmeden, "Partiye Mustafa amca partiye! Koşmam lazım Mustafa amca yoksa geç kalacağım!" diye cevap verdim. Ortaokuldaki koşu yarışması birinciliğimin, hayatımın en utanç verici anlarından birine yetişmek için işe yarayacağını kim bilebilirdi? Beş dakika farkla otobüse soluk soluğa bindim. Arka tarafta boş bir koltuğa iliştim. Elif'lerin evine vardığımda müzik sesi dışarıya kadar taşıyordu. Zili çaldım. Kapıyı Elif'in en yakın arkadaşı Zeynep açtı. Gülen gözlerle, "Hoşgeldin Eslem, buyur!" diyerek beni içeri buyur etti. Hiçbir şeyden habersiz, paltomu astım. "Kendini evindeymiş gibi hisset tatlım, ben diğerlerinin yanına gidiyorum," diyerek yanımdan ayrıldı. Evin büyüklüğü karşısında kısa bir an duraksadıktan sonra boş bir koltuğa oturdum. Tam o sırada Mert ile göz göze geldik. Yanındaki arkadaşlarına beni gösterdiğini gördüm ve ardından yanlarından ayrılıp tam karşımda, tüm heybetiyle durdu. Kalbim ağzımda atıyordu. Siyah çerçeveli gözlüklerimi düzeltip ona bakmaya çalıştım ama heyecandan bakışlarım kaçıyordu. "Nasılsın Eslem?" diye sordu. Tam etkileyici bir cevap düşünecekken, Elif yanımıza gelip Mert'in koluna girdi. "Pasta kesilecek, sizi de çağırayım dedim. Hadi geç kalmayın," diyerek Mert'in yanağını gözümün önünde öptü. Donup kalmıştım. Bir hışımla ayağa kalkıp pastanın kesileceği yere yakın bir yere gittim.Kollarımı birbirine dolayıp beklemeye başladım. Elif tacını düzeltti, mumları söndürdü. Alkış tufanı arasında kestiği pastadan küçük bir parça alıp Mert’e yedirdi. Herkes ıslık çalarken Elif, sanki az önce yaptıklarının üzerine tuz biber ekecekmiş gibi sandalyenin üzerine çıktı. "Bu önemli günde, bir olayın olmasına sebep olan biri daha var," dedi benden tarafa bakarak. Ardından telefonuna girdi. "Bu okuyacağım şey çok sevdiğim birisine yazılmış. Bakalım siz de şaşıracak mısınız?" Okumaya başladı: "Sevgili Mert, sana olan duygularımı nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum..." Dünya başıma yıkıldı. O notu sınıfta Zeynep ve Elif varken yazmıştım; büyük ihtimalle de ben sınıftan dışarıya çıktığımda tenefüste çantamdan çalmışlardı. Yanına gidip sessizce telefonu vermesini söyledim ama o, gözlerimin içine baka baka devam ediyordu. Elinden almaya çalıştım, topuklu ayakkabıları yüzünden benden uzundu. Çabalarken ayağım bir şeye takıldı ve tam önüne düştüm. Telefonu alamamıştım. Üstüne bir de rezil olmuştum. Herkes hunharca gülüyordu, en çok da Mert. O an, içimdeki o saf sevginin öldüğünü hissettim. Paltomu ve çantamı kaptığım gibi kendimi sokağa attım. Hıçkırıklarım yağmurla karışmaya başladı. Nereye gittiğimi bilmeden, sığınağım olan o faleze koştum. Neden önemli olduğunu tam hatırlayamadığım ama ruhumu her seferinde iyileştiren o yere... Falez sanki…