1.Bölüm
Yazar: NeslihanK.

Birinci Bölüm Son ders zili çaldığında eşyalarımı toplamaya başladım. Bu haftanın, hatta bu dönemin son dersi nihayet bitmişti. Son senemdi ve bu hafta içerisinde herkesin staj yerleri belli olacaktı. Sonuçları her ne kadar merak etsem de, itiraf etmeliyim ki korkuyordum. Neden mi? Çünkü hayallerimi süsleyen Karayel Şirketi'nden hâlâ bir ses çıkmamıştı. Bekleyiş uzadıkça içimdeki heyecan yerini endişeye bırakıyordu. Tamam, daha bir hafta vardı ama sınıf arkadaşlarımın çoğunun staj yerleri çoktan belli olmuştu. Bazıları hiç istemedikleri yerlere düşmüştü bile. Onları gördükçe içimdeki korku daha da büyüyordu. Ya ben de onlar gibi hayallerimden uzak, hiç sevmediğim bir şirkette staj yapmak zorunda kalırsam? Şeytan kulağına kurşun! İptal, hepsi iptal. Olumsuz senaryoları düşünmek bile istemiyorum. Şimdi içinizden "Alt tarafı bir staj, ne var bunda?" diye geçirdiğinizi duyar gibiyim. Ama emin olun bu şirket, benim için sadece bir iş yeri değil. Gençliğimin; o koca bir yıla sığdırdığım gözyaşlarımın, bitmek bilmeyen uykusuz gecelerimin, içtiğim o sayısız kahvenin ve azmimin tek mükafatı. Sanırım şimdi beni daha iyi anlamışsınızdır. Laptopumu çantama kattığım esnada omzuma arkadan birisi dokunup "Nasılsın Eslem tatlım?" Duyduğum sesle irkildim. Gözlerimi kaldırdığımda, karşımda dört yıldır peşimi bırakmayan, fakültenin "her şeyin uzmanı" geçinen tiplerinden Sinem’i gördüm. Vücudumu yavaşça ona doğru çevirdim ve aynı onun sahteliğiyle karşılık verdim: "İyiyim Sinem tatlım. Sen nasılsın?" Yüzüme, içimden geçenlerin tam tersi olan bir gülümseme yerleştirdim. Bu kız gerçekten bir vaka. Dört senedir ışığa gelen sivrisinek gibi tepemde vızıldamaktan hiç bıkmadı. Ne zaman bir yere gitsem, bir anda yanı başımda bitiveriyordu. Onun derdinin ne olduğunu sadece ben değil, tüm fakülte biliyordu: Sinan. Sinan... Fakültenin en popüler, benim nezdimde ise hiçbir vasfı olmayan çocuklarından biri. Üniversitenin ilk gününden beri Sinem gibi o da peşimde dolanıyordu. Ama şükürler olsun ki o kadar alçalmamıştım. Sinan aslında kötü biri değildi, hatta eğlenceliydi ama aşırı cıvıktı. Fakültede yazmadığı kız kalmamıştı. Tabii bizim gruptan uzak durduğu sürece sorun yoktu. Ben ve Esra, etrafımızdaki diğer kızları bu konuda uyarmıştık; ışığı görenler uzaklaştı, görmeyenler ise kendi hallerine bıraktık. "Esra kim?" diye merak ettiğinizi duyar gibiyim. Aslında beni tanıyorsanız, Esra’yı da çoktan tanımışsınızdır demektir. Esra benim sırdaşım, çocukluk arkadaşım, canım, ciğerim; kısacası her şeyim. Lisedeki o büyük kavgamızdan sonra kardeşim bellediğim bir şaheser... Çocukken doğum günlerimizin bir gün arayla olmasını, ileride ayrılmaz bir ikili olacağımıza dair bir işaret sanırdım. Öyle de oldu. Sence de bu kadar tesadüfün başka bir açıklaması olabilir miydi? Sinem'e verdiğim cevaptan sonra, boyası gelmiş sarı saçlarını savurarak başını yana eğdi. "Seninle bir şey konuşacaktım tatlım," dedi. Konuşacağı konuyu sadece ben değil, sınıfın tahtası bile bağırarak söylüyordu. Elimdeki çantayı sıranın üzerine bırakıp kollarımı birbirine bağladım ve meydan okuyan bir ifadeyle, "Seni dinliyorum," dedim. Elleriyle saçımın bir tutamını çekiştirerek, "Bak tatlım," diye söze başladı. "Sinan'ın seninle ne işi var bilmiyorum ama ona dair ne kadar hissin varsa bitir. Bir daha onun etrafında dolaşma. Yoksa gerisine karışmam," deyip göz kırptı. Kız bildiğin kahvaltıda yürek yiyip gelmişti! Kollarımı birbirinden çözüp çarpık bir gülüş attım. Her şeye eyvallah ama iş tehdide geldiğinde orada duracaktı. Sustuğum, saygımı bozmadığım için beni fıs bir şey sandı ama damarlarımda Karadenizli kanı vardı; o damar bir atarsa önünde kimse duramazdı. Elini saçlarımdan sertçe itip öne doğru bir adım attım. "Sinemciğim," dedim, sesimdeki buz gibi tonu gizlemeden. "Öncelikle şunu o kafana iyice sok: Ne o değerli Sinan, ne de bir başkası zerre umurumda. Ve şu ergen, liseli triplerini bir kenara bırak artık." Kollarımı iki yana açarak devam ettim: "Farkında mısın? Üniversitedey…