Sylworth Krallığı; Üç Kartın İzi
Hisler
Yazar: Nisanur Tamer

İlk eğitim gününün korku ve gerginlik dolu bütün anıları akıllardaki yerini almış, herkese işin ciddiyetini bir kez daha göstermişti. Selene’nin başına gelenler bazı öğrencilerin oldukları yerden kaçıp gitmek istemelerine neden olunca, Kraliçe Diana her biriyle özel olarak konuşmalar yapmış bu yaşanan isteklerin hiçbiri olmamış gibi davranmıştı. Onun dilinde bu davranış, affın bir işareti olsa da tekrarlanmaması gerektiğini belli eden bir yok sayıştı da aynı zamanda. Kral Dominic de eşinin bu tepkisinde haklı olduğunu eklemiş, öğrencilere güvendiklerine dair güzel sözler söylemişti. Onları seçmelerinin bir nedeni vardı ve evine özel mektuplar yollanan her öğrenci de buna uygun olarak davranmalıydı. Herkesin onun hakkında ne düşündüğünü bilen Brandon ise yüzü kan içinde kalıp revirde uyandığında ilk olarak Valentina’yı görmek istemişti. Onun yeşil, keskin gözlerinin içerisine bakarken yalnızca tek bir şey söylemiş ve karşısındaki kadının kendinden emin bir kahkaha atmasına sebep olmuştu. “Hakkında bunu senin yaptığını bilecek kadar çok şey duydum. Ama bedelini ödeyeceğini de bil.” “Bu laflarla beni korkutabileceğini düşünüyor musun gerçekten?” “Amacım korkutmak değil, olacakları haber vermek.” Valentina saçlarını kulağının arkasına sıkıştırırken sedyede yatan Brandon’a eğilip gülümsediğinde adam kaşlarını çatarak bakmıştı ona. Bu kadının aklının başında olmadığına ve neredeyse delirdiğine emindi. Bunları aklından geçirirken Valentina da aynı onun gibi çatmıştı kaşlarını. “Delirdiğimi düşünmeni anlayabiliyorum ama herkesin hak ettiği şeyler vardır Brandon ve ben buradayken senin de hak ettiğin yer tam olarak orası. O yüzden sözlerine dikkat et. Yönetemediğin küçük krallığında savaşçılıkla öne çıkıyorsun. Aklına girip onu senden almam yalnızca birkaç dakikamı çalar benden. Lütfen, kıymetli anlarımı almak adına ekstra bir çaba gösterme çünkü bunu yaparsan bende harekete geçmek zorunda kalırım.” Bu gergin hava bütün krallığı sarmış en çok da yönetimdeki Diana ve Dominic’i etkisi altına almıştı. Şimdi de yeni bir günü selamlayan güneşi izliyordu camdan Diana. Bütün gece tek bir kadının ortalığı nasıl karıştırdığını düşünüp durmuş ve aldığı kararların etkisini sorgulamıştı. Dominic’in hareketlendiğini duysada çevirmedi başını. Dominic, eşinin kızgın olduğunu görebiliyordu ki bunu onu hiç tanımayan insanlar bile söyleyebilirdi son birkaç günün ardından. Kalkıp esneyerek gitti eşinin yanına. Ellerini arkadan onun beline sararak kendisine çekti. Gergin kaslarını o bile hissedebiliyordu. Dayanamayıp güldüğünde Diana arkasını dönüp nihayet bakabilmişti gözlerine. “Neden gülüyorsun?” “Bu gergin olaylardan kasların bile mutlu değil.” “Bunda komik olan ne var Dominic? İşleri sence de fazla komik bulmuyor musun?” “Hayır. Her şeyin yeteri kadar ciddi olduğunu görebilecek kadar tecrübeliyim. Bunu senin kadar büyük tepkiler vererek yaşamıyor olmam anlamayıp görmediğim anlamına gelmemeli Diana.” “Gece uyuyamıyorum. Verdiğimiz kararlar bütün planlarımızı mahveder diye düşünüp bütün uykumu kaçırdım. Sen neden bu kadar rahatsın?” “Bende mi uykumu kaçırsaydım?” Diana bir iki adım geri çekilip komodinin yanına giderek aramadığı şeyi bulmaya çalışırken Dominic nazikçe tuttu onun ellerini. “Seni anlıyorum Diana. Ama Valentina iyi bir profesör. Diğerleri profesörlerinin ne kadar zor kendilerini keşfettiğini en iyi biz biliyoruz. Bu başlangıç seviyesine benzemiyor. Çocuklara bir şey şeyler öğretmek istiyorsak işi gerçekten yapabilen birine bırakmalıydık ve başka şansımız da yok.” Alnını eşinin alnına yasladı Dominic. Onun yüzünü nazikçe ellerinin arasına alarak dudaklarına bir öpücük kondurdu. Diana bu dokunuşun etkisiyle bıraktı kendini. Vücudunu saran bütün gerginliğin yerini koca bir sıcak hava dalgası sarmıştı şimdi. Eşi onu tanıyor ve hangi hamleleri nerede yapacağını gerçekten çok iyi biliyordu. Dominic’in elleri hafifçe belinden aşağı kalçalarına indiğinde geri çekti kendini. İkisinin de gözlerinde birbirini tamamlayan şeyler vardı ancak Diana’nın…