Sylworth Krallığı; Üç Kartın İzi
Anı
Yazar: Nisanur Tamer

Korku kendini göstermeye başladığında onu yok edecek şey, onu hiç var olmamış saymaktır; ancak bu baş kaldırmaysa yalnızca kişinin inancıyla sağlanabilir. Selene, titreyen bedeninin kontrolünü sağlamaya çalışırken göğsünde yükselen korkunun onu ele geçirmesine izin vermek üzereydi. Ondan uzaklaşan arkadaşlarına bakıyor ve ne yapması gerektiğini bilemez halde olduğu yerde titriyordu. Biraz önce zihninde çakan şimşeklerin ve ortaya çıkacak olayların bir fragmanı gibi gözüken kanın ne anlama geldiğini bilmiyordu fakat karşısında yüzü kan içinde kalan adam bunun bir nedeni olduğunu söyler gibi duruyordu. Buğulunan gözleri, profesörün kan içinde kalan kafasını tutan Valentina’ya dönünce onun dudaklarında beliren tebessüme karşılık irkildi. Burada, onun gibi insanlarla bir arada bulunmak midesini bulandırmaya başlamıştı. Carla, yanında birkaç görevliyle geldiğinde yaralanan kişi hızlıca alınmış ve ardından klasik bir müzik dört duvarın arasında yankılanmaya başlamıştı. Valentina ona uzatılan peçeteyi nazik bir hareketle alıp kan bulaşan ellerini sildikten sonra Richard’ın ona çektiği sandalyeye oturup yemeğine devam ederken, Daphne ve Iris gözlerini kısmış şok içinde karşılarındaki kadını izliyordu. Raphael’ın yalandan boğazını temizlemesiyle kendilerine geldiklerinde, el birliğiyle Selene’i yerine oturttular. Ardından kendileri de eski yerlerine geçtiler. “Tamam... Geçti Selene.” Iris’in sesinde farklı bir şeyler vardı. Kendine güvenen biri gibi değil, anın şokunu hala atlatamamış ve ondan korkar gibi konuşmuştu arkadaşı. Selene ona bakmadı, gözleri kucağındaki ellerine kilitlenmişti. Kraliçe Diana tekrar ayaklandığında, öğrenciler ona döndüler. Bu artık hepsi adına bir rutin gibiydi. Kraliçe ayaklanır, öğrenciler onu izler ve konuşma başlar. “Az önce yaşanan olaylar hepimizi üzdü biliyorum ancak bu güzel gecenin böylesi negatif bir olayla sonlanmasını istemiyoruz. Misafirimiz şu an da hekimlerimizin yanında, büyük bir şey olmamasını ümit ediyoruz. Lütfen yemeğe devam edin ve eğitiminizin ilk gününün tadını çıkarın.” Dominic de eşine destek olmak adına ona bakan endişeli gözlere gülümsedikten sonra içindeki öfkeyi bastırmaya çalışarak Valentina’ya döndü. Yalnızca yakındaki profesörlerin duyabileceği kadar kısık sesle konuşuyordu ki buna da gerek olmadığını biliyordu.Valentina masanın sonundaki sohbeti duyabilecek kadar keskin kulaklara sahipti çünkü. “Ne yaptığını sanıyorsun sen!” Dişlerinin arasından bir yılan misali tıslayarak sorduğu soruya karşılık Valentina tavrından hiç ödün vermeyerek ağzındaki lokmayı yavaş yavaş çiğniyor, bir yandan da gülüyordu. “Hiçbir şey? Tansiyonu düşmüştür.” “Çocuk yok senin karşında profesör. Misafirimize ne yaptın derhal söyle!” “Dediğim gibi kralım. Hiçbir şey. Kendisi söylemlerinin bir karşılığı olarak sanırım tansiyonunu düşürdü ve böyle kötü bir düşüş yaşadı. Umarım hemen kendine gelir.” Brandon’ın bu hale gelmesinin nedenini herkes çok iyi bilse de kimse daha fazla üzerinde durmak istemiyordu. Dominic, Diana’nın bakışlarını takip edip saçları metrelerce öteden görülen kırmızı saçlı kızı izlediğini fark ettiğinde kulağına doğru fısıldadı. “Sorun ne?” “O bizi zorlayacak Dominic.” “Neden böyle düşünüyorsun?” Dominic bir anlığına bakışlarını kaçırınca Valentina’nın dikkatle onları dinlediğini fark edip Diana’yı dürttü. Bu, konuyu daha sonra konuşacaklarını anlatmak adına seçtiği bir hareketti. Dominic, hata yaptığını düşünmeden edemiyordu son olaylardan sonra. Profesörleri seçerken böyle şeylerin olacağına hiç ihtimal vermemişlerdi fakat daha geleli bir hafta bile olmamışken ve Valentina o kadar övülen biri olmasına rağmen ortalığı karıştırmıştı. Daphne, çatalıyla önündeki yemeklerle oynarken ara ara çevresindeki arkadaşlarına bakıyordu. Hiç kimsenin olaylarla ilgili tahmin yürütmeye niyeti yok gibi duruyordu ki bu da işin en can sıkıcı kısmıydı. Selene’den yalnızca kısa bir anlığına uzaklaştığını görmüştü herkesin ve Selene’nin bunu fark etmiş olduğunu bilmek de içindeki vicdan azabını körüklüyo…