Sylworth Krallığı; Üç Kartın İzi
Olay
Yazar: Nisanur Tamer

Karşısındaki adamın gözlerinin içerisine baktı önce, ardından tekrar açıktaki ağzına ve olmayan diline gitti bakışları. Neler olduğunu anlamak oldukça zordu. Muhtemelen kapının ufak aralığını fark etmese buranın varlığından bile haberi olmayacaktı. Kapı, kapandığında ardından iz bırakmayacak ve duvarla bütünleşecek şekilde tasarlanmıştı. Daphne titreyen ellerini hiç tanımadığı birine göstermek ve alenen ben korkuyorum demek istemiyordu. Arkasında birleştirdiği parmakları terden sırılsıklamdı, ne demesi gerektiğini bilmiyordu. Bir düşmana bakıyor da olabilirdi, elinde gücü bulunduran insanlar tarafından cezalandırılan bir masuma da. “Nasıl anlaşabiliriz? Bana kim olduğunuzu söyleyebileceğiniz ya da gösterebileceğiniz bir şey var mı?” Adamın gözlerini görmek adına o kadar çaba sarf ediyordu ki onun da korktuğunu fark ettiğinde sımsıkı doladığı parmaklarını gevşetti. “Kral ve Kraliçe’nin sizden haberi var mı?” Hızlı bir baş sallaması alınca duraksadı. Onlar bu adamın krallığın zindanında kaldıklarını biliyorlarsa neden onu bu halde tutuyorlardı? Başını dikleştirip kendinden net bir tavra bürünmeye çalıştı Daphne. “Kötü bir şey yaptığınız için mi buradasınız? O yüzden mi sizi gördüğümü söyleyeceğimi duymanız sizi paniğe soktu?” Varla yok arası bir baş onayı alınca soğuk olmamasına rağmen kıyafetinin kollarını çekiştirdi. Sabah yediklerinin şimdi midesinde çalkalanmaya başladığını hissediyordu ve burada daha fazla kalmak dikkatleri üzerine çekmesine neden olurdu. Son kez, içindeki tüm meraklı sorulara rağmen adama baktıktan sonra koşar adımlarla aynı şekilde aralık bıraktığı kapıdan çıkıp arkasından kapadı. Birkaç adım geri çekildiğinde orayı keşfetmesinin bir anlamı olduğuna inanmak istedi. Çünkü burayı yalnızca bilen kişilerin kullandıklarından artık emindi. Yanlarından ayrıldığı arkadaşlarını bulmak adına kocaman krallığı gezmesi gerekmiyordu. Genelde hep avluda oturduklarından şansını ilk önce orada denemek istedi ve yanılmadı da. Uzaktan gelen kahkaha seslerine karşılık gülümsemeden edemedi. Az önce yaşadığı o tedirginlikten sonra huzura kavuşacağı bir yere ulaşmak istiyordu. Kimseye bir şey söylemeyecekti. Henüz . Derin bir nefes aldı, yüzüne de sıcak bir tebessüm yerleştirdikten sonra yanlarına ilerledi. İlk önce Raphael fark etti onu. Yüzüne vuran güneş ışığında parıldayan mavi gözlerine, topladığı kuyruğundan hafif rüzgarla dökülen saçlarına baktı Daphne. Baştaki sinir bozucu haline karışan o çekiciliğini hissedebiliyordu artık. Bu düşünceler sinsi bir yılan gibi aklını sarmaya başladığında başını hızla sallayıp adımlarını sıklaştırdı. Selene’nin onu fark ettiğinde aydınlanan yüzünü görünce yanına oturduktan sonra bir kolunu onun omzuna sarıp kendine çekti. Her şeyin, olması gereken rutinden farklı ilerlediğinin farkındaydı. İnsanlara güvenme konusunda bir problemi yoktu ancak bu kadar hızlı sevmeyi de doğru bulmuyordu. Burada; büyük duvarların, her tarafı güvenlikle dolu kapıların ve daha tonlarca farklı yaşam stiline dair noktalar bulunan bu krallığın içerisinde yalnızca birbirleriyle konuşabiliyorlardı. Günün sonunda da yakınlaşmamak imkansızdı. “Nerede kaldın? Seni merak ettik. İyisin değil mi?” “Evet evet bir sorun yok. Odaya uğramam gerekti. Ne konuşuyordunuz bakalım?” Adrian öne eğilip fısıldadı. Kimsenin söylediklerini duymasını istemiyordu anlaşılan. “Bugünkü dersinizi konuşuyorduk. Iris kocaman bir boşluk görmüş de.” Adrian’ın dalga geçer gibi takındığı tavırın yanında oturan arkadaşını rahatsız ettiğini düşündü bir anlık ancak Iris’in dudakları yukarı kıvrılmamak adına direniyordu. Herkes birbirine alışıyordu. İstemeden de olsa zaman geçirmek karşıdakine bir nevi katlanmaya alışmak demekti. Sınırlar aşılmadığı sürece bu süreç eğlenceli geçecek gibi duruyordu. “Ne o dalga mı geçiyorsun?” “Ah kesinlikle hayır. Seninle dalga geçebilmek ne mümkün?” Adrian ona yaklaşınca Iris nefesini tuttu. Gözlerine daha önce hiç bu kadar yakından bakmamıştı. Cam gibilerdi, oradan bütün hislerine ulaşabilmeyi diledi Iris. Karışmış…