Sylworth Krallığı; Üç Kartın İzi
Dört Grup, Üç Kart
Yazar: Nisanur Tamer

Tanrı kartları dağıtmaya başladığı andan beri, her ölümlünün amacı zaferi taşıyan kartı kazanmaktı. Ortaya konan düzende herkes kendi yerini belli etmek amacıyla çalışıp didinirken bazıları hala olayın ciddiyetini kavrayamamıştı. Onlara göre hali hazırda bir kader vardı ve ufak çabalar bu yolu değiştirmede anlamsız kalacaktı. Ancak yanılıyorlardı. Kaderin gayrete âşık olduğu bir kısımda vardı. Olması istenen şeyler hiç çabasız insanı bulmazdı, ufak bile olsa bir adım atmak da başlangıç sayılırdı. Dominic ve Diana da kaderleri için bu çabanın sonucuna Sylworth krallığındaki eğitimle ulaşmaya çalışıyorlardı. Sylworth krallığının kapıları açmasının üzerinden saatler geçmişti ve öğrenciler dinlenmek amacıyla odalarına geçmeye başlamışlardı. Kraliçe Diana bu süreç içerisinde her birini izlemeye çalışmıştı. Her şeyi yönetmeye ve kontrol etmeye arzulu biri olarak Kral Dominic’ten çok kez uyarı alsa da bunu durdurmakta pek başarılı sayılmazdı. Kuralların dilinin ucunda, cezaların iki parmağının arasında oluşuna bayılan biriydi o. Bu hep böyleydi ve değişmeyeceğinden emindi. Gün yerini geceye bıraktığında o hala odasının camından arka avluyu izliyordu. Kabarık elbisesinden kurtulmuş ve biraz daha sade bir kıyafet içerisine girmişti. Ayın ışığıyla aydınlanan avlu hala bir avuç öğrenci topluluğunu barındırıyordu. Şimdilik onlara belirli bir vakit kısıtlaması getirmemişti ancak profesörler kapıdan girdiği an bu değişecekti. “Hala yatmamışsın. Onları sürekli gözetlemeyi bırakmalısın Diana.” “Her şeyin iyi olmasını istiyorum.” Dominic parmaklarındaki yüzükleri komodine bırakırken kendi kendine güldü. “Bu kadar kontrolcü olmanın günün birinde sana zarar vermesinden korkuyorum.” “Sürekli bunu tekrar etme Dominic. Ben de bunu biliyorum.” “O zaman denemeye ne dersin? Hep dinliyorsun ama bir kere denediğini görmedim. Bırak ne kadar uyanık kalmak istiyorlarsa o kadar kalsınlar. Bu 5 günlük süreç onların. Zaten sonrasında her şey değişecek.” Diana derin bir nefes aldıktan sonra arkasını dönüp eşine baktı. O da bu ilk günün yorgunluk izlerini taşıyordu yüzünde. Mavi gözlerinin etrafını saran hafif mor halkalar ve dağılmış kır saçlarla bunu söylemese dahi anlatabiliyordu. Ona yaklaşıp parmaklarını saçlarından geçirdiğinde Dominic gözlerini kapadı. Bunlar sakin yaşadıkları son günlerdi, biliyordu. Birkaç gün sonra herkes kendini öğrenmeye ve hayatta kalmaya adayacaktı. Böyle durumların neleri ortaya çıkardığını tecrübe eden biri olarak huzurlu günlerini de tüm negatiflikleri düşünerek harcamak istemiyordu. “Yorgunsun.” “Bunlar en çevik günlerim.” “Hadi ya?” “Biliyorsun Diana. İnsan hayatta kalmak söz konusu olunca kimseyi tanımıyor. O kılıcın ucuna sevdiği bile gelse bazen kendisi nefes almak istiyor. Bunlar yaşanmadan önce şu son huzurlu günlerimizin tadını mı çıkarsak?” Diana gülümseyip başını Kral’ın göğsüne yasladı. Ancak anlık fark etmediği sözler aniden zihninde bazı şimşeklerin çakmasına neden olunca bir anlığına nefes alamadı. Elinde bir kılıç olsa Dominic nefesini almayı, ondan hemen vazgeçmeyi mi seçecekti? Bu düşünceleri aklından hızla uzaklaştırmak adına başını sallayarak ana döndürdü kendini. Dominic'ti bu. Yoldan geçen normal biri değil. Yine de onun için söylediklerini deneyecekti. Dominic böyle söylüyorsa bir bildiği var demekti. ... Daphne cam kenarındaki yatağa yerleştiğinde yanındaki yatakta çoktan uykuya dalan Iris ve Selene’e baktı. Iris ile birlikte bir ranzayı paylaşmayı kabul etmişlerdi ve o alt katta yatan taraf olmuştu. Odaları oldukça büyükte olsa ferahlık sağlanması açısından yatak tercihleri bu şekilde yapılmıştı. Yatakların ortasında devasa büyüklükte camlar bulunuyordu. Daphne için odanın en sevdiği yanı da bu olmuştu. Geri kalan kısımlarda ise bir tuvalet ve masa vardı. Ders çalışabilmeleri için yeteri kadar büyük bir alandı bu da. Kendi evini düşününce bu oda bile ona saray gibi geliyordu. Bu uzaklıktan avludaki insanları görebilmek zor da olsa cama yaklaşarak ne yaptıklarını izlemeden edemedi. Suyun yakınında kendi…