Sylworth Krallığı; Üç Kartın İzi

Sylworth Krallığı

Yazar:

Sylworth Krallığı; Üç Kartın İzi – Nisanur Tamer kitap kapağı
Sylworth Krallığı; Üç Kartın İzi – Nisanur Tamer kitap kapağı

(Uyarı! Üç Kartın İzi, hikayesi gereği içerisinde şiddet ve +18 ögeler bulundurabilir. Bu rahatsız olabilecek okurlarım adına ufak bir başlangıç uyarısıdır. İyi okumalar.) Çevresindeki krallıkların arasından büyüleyici şekilde yükselen Sylworth krallığı, sonbaharın gelişiyle beraber kapılarını öğrencilere açmaya hazırdı. Kraliçe Diana, o güne özel yemek salonunu normal düzene göre değiştirmiş, masalara güçlerin flama renklerinde örtüler koydurmuştu. Yardımcıların dizdiği çatal bıçak sesi eşliğinde karşıdan gelen eşine baktı. Yüzüne yerleştirdiği minik tebessümün Kralın yüzünde de belirdiğini görünce yaşadığı stresin biraz da olsa azaldığını hissetti. Çok kısa süre sonra yemek salonunun büyük kanatlı kapıları aralanacak, seçilen öğrenciler birer birer içeri girecekti. Dominic, Diana’nın görkemli elbisesini inceledikten sonra dalgalandırdığı saçlarına baktı. Oldukça uzun siyah saçlarına eşlik eden dalgalar ve bal rengi gözleriyle uyumlu tacıyla göz kamaştırıcı görünüyordu. Neredeyse bir örnek giyinmişlerdi ve bununda onun emrinden çıktığına emindi. Yemek salonunun sonundaki tahta gitti gözleri. Gözüne giren güneş ışıklarını örtmesi amacıyla elini hafifçe siper etti. Diana’nın bayıldığı mavinin en güzel tonu gözleri ve kır saçlarıyla o da bir bütün görünüyordu. Dizme sesleri kesilince Diana başını hizmetlisi Carla ’ya çevirdi. Kabarık elbiseyle yürümeye alışkındı. Hızlı adımlarla yanına gidip çevreyi süzdü. Her şey hazır görünüyordu. “Başka yapmamı istediğiniz bir şey var mı efendim?” “Hayır. Kapıları açın. Öğrenciler girsin.” Kralla birlikte tahta yürüdükleri sırada başını hafifçe yana çevirip baktı hizmetlilere. Şimdiden kendi aralarında fısıldaşmalara başlamışlardı. İkisi de yerlerine geçtikleri anda açıldı kanatlar. Öğrencilerin uğultusu bir anda devasa odanın içerisini doldurunca Diana yüzünü buruşturdu. Buranın koridorları uzun süredir bu kadar kalabalık bir toplulukla karşılaşmamış, odaları bu denli insanı ağırlamamıştı. Otorite olarak bulundukları tahtan gelen herkese bakmaya çalıştılar. Onlar değil, yüzlerce kişiydiler ama aralarından bazıları dikkat çekiyordu. Yüzünün bir kısmı dövmeli olan çocuğa baktı Diana. Kısa kesilmiş sarı saçları, aynı eşininki gibi keskin mavi gözleriyle o da bulundukları yeri tartıyordu. Yapılı bir vücudu vardı. Diana onun iyi bir savaşçı olmasını umut ederek diğerlerine döndü. Aralarında farklı görünen turuncu saçlı kızın yüzüne baktı bu sefer. Yer yer beyaz lekeler olan pürüzsüz cildine eşlik eden yeşil gözleriyle masallardan fırlamış gibi görünüyordu. Onun bir seçici olmayacağını umdu bu seferde. Uzun masalar yavaş yavaş dolarken yemeklerde oturanlara servis ediliyordu. Herkesin birbirine bir şeyler söylediği ve gürültünün gitgide çoğaldığı bu odada sessizliği sağlamak adına oturduğu yerden kalktı Diana. Aldığı kadehe elindeki ufak çubukla birkaç kez vurduğunda bir kısmın sessizleşmesi diğerlerinin de susmasını sağlamıştı. Tahtın bulunduğu yerden ayrılıp masaların arasındaki boşlukta yürümeye başladığında hayran hayran izleyenlere karşı gülümsemeden edemedi. “Hoş geldiniz.” Hoş bulduk eşlikleri artınca yeniden vurdu kadehine. Kral Dominic hala yerindeydi. Sözü eşine bırakmıştı. Onun yeteri kadar iyi açıklamalar yaptığını biliyor, ona ayrıca güveniyordu. “Bugün buraya seçilerek geldiyseniz bilmelisiniz ki her birinizin sahip olduğu bir güç var. Ancak bunu ortaya çıkarmak sizin ellerinizde. Bizler krallıklardan en büyüğü olarak bu çevrede olan kötülükleri sonlandırmakla görevliyiz. Halkımızın bildiği, ailelerinizin de sizlere çocukluktan beri anlattığı üzere Athelia, Calthar, Trembla ve Dravia mühür altında. Oradaki çocuklar sizin kadar şanslı değiller. Bizlerde önümüzdeki bir yıl boyunca bunun adına çalışacağız fakat yetmez. Buranın kapısından girdiyseniz ağlayıp sızlanamaz ve bırakmaktan bahsedemezsiniz. Sınırlarımız şimdilik sizlere öğretilen haritalarla sınırlı.” Kraliçenin gülüşüyle birkaç öğrenci irkilince Kral gülümsedi. Bu samimiyetten uzak bir kahkahaydı. Gerginliği açıkça gözler önü…

Bölümün tamamını WritePad'de oku