BÖLÜM 6:Yalancı Sığınak
Yazar: Seçil Kireşçi

"Kral Aamon'un kızı" diye tekrarladı Arden. Sesi, o mor gecenin asırlık sessizliğinde yabancı bir metalin taşa sürtünmesi gibi yankılanmıştı. "Floryn Alistair. Veliaht prensesimizi eve getirdim." Ağzından çıkan kelimeler, üzerime bu yabancı dünyanın gökyüzünden çok daha ağır, çok daha ezici bir yük gibi çöktü. Adımlarımı bir adım geriye attım, bilmediğim tuhaf bir şekilde parıldayan ve ayaklarımın altında ezilircesine yumuşak olan mor çimenlere takıldım. Düşmemek için göğsüme bastırdığım kanlı aynayı daha da sıktım. Parmaklarımdaki sızı ruhumdaki o ani felç dalgasının yanında hiç kalıyordu. "Saçmalık!" diye soludum. Sesimin titremesini engellemek için dişlerimi birbirine bastırıyordum ama çenemin titremesine engel olamıyordum. "Ben kimsenin prensesi falan değilim. Ben sadece... ben sadece kaçak biriyim. Arden, ne saçmalıyorsun sen?" Arden bana doğru ağır bir adımla yaklaştı. Üzerindeki o tanıdık, keskin tütün kokusu bu dünyanın taze çiçek kokusuna çarpıp havada tuhaf bir tezat oluşturuyordu. Yüzünde o her zamanki sinir bozucu, ne kadar bıkkın olduğunu gözler önüne seren alaycı ve mesafeli gülümsemesi belirdi. Karanlık gözlerini doğrudan gözlerime dikti, bakışları o kadar tekinsiz, o kadar hırçın ve kapalıydı ki beni korumak için mi burada tutuyordu yoksa benden nefret mi ediyordu asla ayırt edemiyordum. "Sana soru sormadım Floryn, ne olduğunu söyledim," dedi. Sesi, o pürüzsüz gümüş rünlerin soğukluğuyla birebir aynı tondaydı. "Buna inanıp inanmaman inan umurumda bile değil. Benim görevim senin o kraliyet dramalarını dinlemek ya da seni ikna etmek değil, sadece o narin bedenini canlı tutmak. Şimdi o uyanış şokunu sonraya sakla kapa çeneni ve yürü." Ona doğru öfkeyle bir hamle yapmak, o ukala ve karanlık yüzüne göğsümdeki aynayı fırlatmak istedim. Ondan daha ilk dakikadan nefret etmiştim. Tam ağzımı açıp içimdeki o hırçınlığı kusacakken, araya adeta mermerden oyulmuş devasa bir duvar gibi dikilen o kalıplı, uzun boylu yabancı girdi. Üzerindeki ağır zırhın metalik, tok sesi vadiyi doldururken, gölgesi bile beni Arden'ın o tehditkar bakışlarından tamamen saklamaya yetti. Kim olduğunu bilmiyordum ama duruşunda askeri bir asalet, kalın bir zırhın arkasına saklanmış mesafeli bir güç vardı. Başını hafifçe bana doğru eğdi; mermer kadar sert ve tavizsiz görünen hatlarında ilk kez insani, korumacı bir yumuşama belirdi. Bakışlarını Arden’a dikerek derin ve hırçın bir sesle konuştu: "Üzerine gitme, Arden. Birkaç saat önce tüm dünyası başına yıkılmış bir kıza düşman bellenmiş gibi davranamazsın." Ardından tekrar bana döndü, gözleriyle bana zarar gelmeyeceğinin sessiz güvencesini verirken ekledi: "Güvendesin Floryn. En azından onun tekinsiz gölgelerinden daha güvendesin." "Aman ne güzel, harika! Muazzam bir aile tablosu!" diye neşeli, bir o kadar da gözü kara bir ses yükseldi hemen sağ çaprazımızdan. O tarafa döndüğümde, elindeki yayı omzuna rahat bir tavırla asan, dağınık sarı saçlı diğer oğlanı gördüm. Yüzünde, bu ölümcül ve tekinsiz ortama hiç uymayan, insanı hayretler içinde bırakan muzip bir gülümseme asılıydı. Adımlarını tam aramıza doğru atarken saçlarını karıştırdı. "Yukarıdaki geçit cayır cayır yanıyor, muhafızlar bizi kıymalı börek gibi doğramak için muhtemelen yeni bir büyü ayini falan deniyor ama bizim muhteşem ekip burada mor gökyüzünün altında dizi çekiyor! Harika zamanlama çocuklar, gerçekten bayıldım drama yeteneğinize." Bana doğru iki adım yaklaşıp gözlerini kıstı. O ciddiyetsiz ama acayip sempatik ifadesiyle, başımdan kayan bezin altından omuzlarıma ve belime doğru dökülen altın sarısı saçlarıma baktı. "Yalnız dürüst olayım o kaba bezin altında bu saçları bunca yıl nasıl gizlediniz bilmiyorum ama kesinlikle krallık asaletinden geliyor. Benim saçlarım bu kadar parıldasaydı, arkama dramatik bir fon müziği bağlar, kendi krallığımı ilan ederdim. Bir saray uyanışına göre biraz fazla çamurluyuz, yüzün gözün batmış ama olsun, idare edeceğiz artık." Harley, onun bu ciddiyetsiz tavırlarına alışkın olduğunu belli eden bir bıkkınlıkl…