Bölüm 5: Uyanış
Yazar: Seçil Kireşçi

Zaman Odessa’nın üzerine çöken o hantal sis gibi yavaşladı, saniyeler birer asra dönüştü. Solumda menteşeleri çatırdayan kilitli kapı; annemin o ham korkudan beslenen delice öfkesiyle sarsılıyordu. Sağımda ise sise meydan okuyan o tek tekinsiz yabancı Arden, penceremin pervazına tutunmuş, gece karası gözleriyle doğrudan ruhumu tartıyordu. Elimdeki ayna parmaklarımdan süzülen kanın sıcaklığıyla avucumu yakmaya devam ediyordu. Aynanın o puslu derinliklerindeki babamın silueti kapının her darbesiyle biraz daha flulaşıyor sisin içine doğru çekiliyordu. "Floryn! Sana kapıyı açmanı söyledim!" Annemin sesi artık bir hıçkırığa çaresiz bir yalvarışa dönüşmüştü. Omuzunu kapıya vurduğunu duyabiliyordum. "İçeride yapmamam gereken bir şeyi yaptığını biliyorum. Bizi öldürteceksin!" Annemin bu cümlesi içimdeki son tereddüt kırıntısını da sildi. O hakikati aramıyordu; o, bizi bu körlüğün içinde koruyabileceğini sanan bir korkaktı. Ama ben o aynada babamı görmüştüm. Bu kasabanın bize unutturmaya çalıştığı o ölümü görmüştüm. "Bırak onu ve gel," diye tekrarladı Arden dışarıdan. Sisin içinden yükselen o boğuk fısıltılar onun sesinin etrafında birer kalkan gibi dönüyordu. "Geliyorum" diye fısıldadım. Sesim odanın karanlığında kayboldu ama Arden duydu. Dudaklarının kenarı o alaycı, korumacı kıvrımla yeniden yukarı kalktı. Yerden hızla doğruldum. Kanlı ellerimle gümüş çerçeveyi sıkıca kavrayıp göğsüme bastırdım, canım pahasına o yansımayı koruyacaktım. Koşarak pencereye yöneldim ve tek bir hamlede sürgüyü çektim. Buz gibi Odessa havası ve o yoğun tütün kokusu odanın içine bir şelale gibi boşaldı. Gaz lambasının çoktan sönmüş olan fitili, bu ani rüzgârla birlikte masanın üzerinde devrildi. Tam o anda arkamda devasa bir gürültü koptu. Ahşap kapının kilidi patladı menteşelerinden ayrılan kapı içeriye doğru devrildi. Annem elinde tuttuğu o ağır bakır şamdanla odaya daldı. Saçları darmadağındı gözleri delice dönmüştü. Bakışları önce yerdeki kan damlalarına ardından göğsüme bastırdığım o parıldayan gümüş çerçeveye kaydı. Yüzündeki ifade öfkeden tamamen sıyrılıp mutlak bir dehşete bıraktı yerini. "Hayırrr" diye çığlık attı annem, elindeki şamdan halının üzerine düştü. "O ayna.. Onu yok etmeliydim! Babanın lanetini taşıyorsun!" "Bu bir lanet değil anne!" diye bağırdım, pencerenin pervazına bir ayağımı koyarken. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu ama sesim ilk defa bu kadar gür, bu kadar kendinden emindi. "Bu hakikat! Ve ben artık kör olmayı reddediyorum!" Annem bana doğru delice bir hamle yaptı, tırnaklarını eteğime geçirmek istedi. Ama geç kalmıştı. Arden pencereden içeriye doğru uzanarak güçlü ve soğuk eliyle beni belimden kavradı. Beni tek bir hamlede kendine doğru çektiğinde kendimi pencere pervazından aşağıya, kasabanın o uçsuz bucaksız bilinmez sis dalgasının içine bırakırken buldum. Rüzgâr kulaklarımda uğuldadı. Annemin odadan yükselen o feryadı arkamızda kapanan bir dünya gibi aniden uzaklaştı. Yere çamurlu taşların üzerine sertçe düştüğümüzde Arden beni göğsüne çekerek darbeyi hafifletmişti. Sisin o yoğun kokusu genzimi yaktı; burası dışarıdan göründüğü gibi sadece duman değildi, yaşayan, nefes alan bir organizmanın içi gibiydi. "Yürüyebilir misin?" diye sordu Arden, hızla ayağa kalkarken. Gözleri sokağın başındaki fener seslerine kaymıştı. Muhafızlar annemin çığlığını duymuş olmalıydı. "Yürürüm," dedim, doğrularak. Göğsümdeki aynayı hala bırakmamıştım. Parmaklarımdaki kan gümüşün rünlerini tamamen kızıla boyamıştı. "Güzel," dedi Arden, elimi sıkıca kavrayarak. "Çünkü artık sadece bir kaçak değilsin Floryn. Odessa'nın kurallarına göre sen artık bir Uyanmış ‘sın. Ve muhafızlar bir Uyanmış'ı asla canlı yakalamak istemez." Sisin içinde kütüphane sokağının o mühürlü kapısına doğru delice koşmaya başladık. Arkamızdan gelen bot sesleri ve çalan düdükler sise karışıyordu. Arden beni o büyük mühürlü kapının önüne getirdiğinde durdu. Cebinden siyah, pürüzsüz bir taş çıkarıp kapının üzerindeki demir mührün tam ortasına bastırdı. Mühür cızırdayarak eridi ve kapı…