4. Bölüm: Kırık Hakikatler
Yazar: Seçil Kireşçi

Demir zırhların şıngırtısı ve çamurlu taşlara vuran ağır bot sesleri, sisin uyuşuk sessizliğini bir bıçak gibi yardı. Muhafızlar köşeyi döndüğünde, Arden’ın avucuma bıraktığı o soğuk, pürüzlü metal parçasını refleksif bir hareketle gri okul önlüğümün cebine tıktım. Parmaklarım metalin keskin kenarlarına gömülürken, yüzüme kasabanın o bildik, itaatkar maskesini yerleştirmeye çalıştım. Kalbim göğüs kafesimi öyle sert dövüyordu ki, zırhların gürültüsünü bastıracak sanıyordum. Gelenler üç kişiydi. Odessa sınır muhafızlarının o korkutucu siyah üniformaları içinde, sisin gölgelerini büyüterek bana doğru yürüdüler. Ortadaki muhafız elindeki ağır feneri doğrudan yüzüme doğru tuttu. Gözlerimi kısarak kafamı hafifçe öne eğdim bize öğretildiği gibi, otoritelerin karşısında uysal bir koyun gibi görünmek tek hayatta kalma yoluydu. "Dur orada," dedi feneri tutan adam. Sesi, kışın donmuş bir gölün yüzeyi kadar pürüzlü ve ruhsuzdu. Fenerin sarı ışığı, başımı örten o kaba gri bezin üzerinde gezindi. "Sis saati yaklaşıyor. Okul kıyafetiyle bu mühürlü sokakta ne işin var?" "Evime dönüyordum, efendim," dedim. Sesimin titremesini engellemek için tırnaklarımı avuç içime biraz daha bastırarak. "Kütüphane sokağından geçmenin daha kestirme olacağını düşünmüştüm. Ders uzadı da..." Liderleri feneri benden çekip kütüphanenin mühürlü ahşap kapısına doğru tuttu. Işığın sarı halesi yerde gezindi ve tam o anda muhafızlardan biri duraksadı. Gözleri kapının hemen eşiğindeki taze, ıslak çamur izlerine takılmıştı. Birinin az önce orada dikildiğini hatta kapının aralığına doğru hızla sığındığını gösteren belirgin bot izleriydi bunlar. "Burada taze izler var," dedi muhafız, elini belindeki ağır demir jopa götürerek. Kapıya doğru bir adım attı. "Biri az önce bu kapıyı zorlamış." Feneri tutan adam ışığı tekrar hızla benim yüzüme dikti. Gözleri kısıldı, bakışlarındaki şüphe bir zehir gibi keskinleşti. "Burada yalnız olmadığına eminsin, değil mi? Az önce kiminle konuşuyordun?" Arden’ın o gece karası gözleri ve alaycı gülüşü zihnimden geçti. Cebimdeki metal parça adeta tenimi yakıyordu. Eğer yerdeki ayak izlerini işaret edip onun az önce mühürlü kapının arkasına kaçtığını söyleseydim, uysal bir vatandaş gibi davranıp paçayı sıyırabilirdim. Ama içimdeki ses söyleme diye bağırıyordu. "Kimseyi görmedim," dedim, sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak. "Sokak boştu. Ben sadece kapıdan bir gıcırtı geldiğini duyunca irkilip durdum." Muhafız fenerin ışığını gözlerime o kadar yaklaştırdı ki, gözbebeklerimin titrediğini görmesinden korktum. Beni birkaç saniye boyunca yalanımı yakalamak ister gibi inceledi. Sonunda feneri indirip kapıya doğru tükürdü. "Bu sokağın mühürlü olmasının bir sebebi var," diye gürledi. "Hemen evine git! Bir daha seni sis saatinde buralarda görmeyelim." "Evet, efendim," diyerek önlerinde hafifçe eğildim ve adımlarımı acele ettirerek yanlarından geçtim. Arkamdan gelen muhafızların mühürlü kapıyı kontrol etmek için attığı ağır adımları duyabiliyordum. İki sokak öteye geçene kadar arkama bakmadım. Eve ulaştığımda hava tamamen kararmış, Odessa’nın o melankolik, kurşunî gecesi şehri teslim almıştı. Kapıyı hafifçe aralayıp içeri sızdığımda, burnuma mutfaktan yükselen o tanıdık, ağır yemek kokusu çalındı. "Floryn? Sen misin?" diye seslendi annem mutfaktan başını hafifçe koridora doğru uzatarak. Üzerindeki önlüğe un lekeleri bulaşmıştı. "Nerede kaldın bu saate kadar? Sis neredeyse evlerin kapı eşiklerine kadar dayandı.” "Okulda ders biraz uzadı anne," dedim, çantamı koridordaki ahşap askılığa bırakırken. Sesimi olabildiğince sıradan tutmaya çalışıyordum. "Üstümü değiştirip hemen yardıma geliyorum." "Acele et," dedi annem, çorba kasesini masaya koyarken. "Yemek hazır, soğutmayalım." Odama girer girmez kapıyı arkamdan kilitledim. Sırtımı ahşap kapıya yaslayıp derin bir nefes aldım. Gözlerim hemen yatağın kenarındaki o gri örtüye kaydı kırılan aynanın parçaları hala o örtünün altında sessizce gizleniyordu. Titreyen ellerimle önlüğümün cebine uzandım ve Arden’ın…