Suret Hırsızı

1. Bölüm Aynanın Ardındaki Fısıltı

Yazar:

Suret Hırsızı - Seçil Kireşçi kitap kapağı
Suret Hırsızı kitap kapağı

Gözlerimin tam olarak ne renk olduğunu bilmiyordum. Büyükanneme sorarsanız, "Sorgulayan her göz tekinsizdir, önüne bak Floryn," derdi. Anneme sorarsam, bakışlarını kaçırır ve mutfaktaki bakır kapları parlatmaya devam ederdi. Sisli Kasaba’da yaşamanın ilk ve en önemli kuralı buydu: Kendini aramaya çalışmayacaksın. Kasabamızın etrafını saran ve gökyüzünü her daim gri bir tül gibi örten o yoğun sis, bizi sadece dış dünyadan korumuyordu; bizi kendimizden de koruyordu. Evlerimizde ayna yoktu. Parlatılmış metal kaşıklar, cam pencerelerin arkasına yerleştirilen koyu renk perdeler, hatta yüzümüzü yıkadığımız su kovaları bile yasaktı. Suyu sadece geniş, dibi siyah taşlarla kaplı mat teknelerden alabilirdik; çünkü siyah taşlar yansımayı kırar, geriye sadece bulanık bir gölge bırakırdı. "Yansımalar ruh hırsızıdır," diye fısıldardı kasabanın yaşlıları. "Sana bakan suretin, senin yerini almak için doğru anı bekleyen bir canavardır." O sabah, her zamanki gibi annemin mutfaktan gelen o bezgin sesi her şeyi başlattı. "Floryn! Kalk artık, pazardan un ve kurutulmuş lavanta alınacak. Sisin en ince olduğu saatleri kaçırırsan o kalabalıkta ezilirsin." Yataktan fırlayıp üzerime her zamanki gri, keten elbisemi geçirdim. Saçlarımı tararken bile sadece parmak uçlarımın hissiyatına güvenmek zorundaydım. Saçlarım dalgalı mıydı, düz müydü, omzumda nasıl duruyordu? Bilmiyordum. Sadece dokunuyordum. Evden çıkıp kasabanın dar, taş kaplı sokaklarına adım attığımda sis, ciğerlerime tanıdık bir rutubet kokusu bıraktı. Pazaryeri, her zamanki gibi fısıltılarla doluydu. Burada kimse yüksek sesle konuşmazdı, sanki sesimiz yüksek çıkarsa gökyüzündeki o gizemli sis tabakasını yırtmaktan korkuyor gibiydik. Tezgâhların arasında ilerlerken arkamdan birinin omzuma dokunmasıyla irkildim. Dönmeme gerek bile yoktu; parmaklarının omzumdaki o tanıdık, sevecen dokunuşundan ve havaya karışan tatlı bezelye çiçeği kokusundan onun Mery olduğunu anlanmıştım. Mery, bu gri ve sisli kasabanın içinde ruhu hala biraz da olsa renkli kalabilmiş tek insandı. Kasaba halkının aksine, soluk keten elbisesinin yakasına kendi elleriyle incecik, beyaz ipliklerden kurdeleler işlerdi. O upuzun, mısır püskülü rengindeki örgüleri her zaman omzundan öne doğru dökülür, kocaman yeşil gözleri her güldüğünde sıcacık kısılırdı. O benim bu hayattaki tek sığınağım, karanlıkta elimi tutan kız kardeşimdi. Birbirimizin her mimiğini, yüzümüzdeki her bir çizgiyi ezbere bilirdik. "Yine lavanta tezgâhının başında büyülenmiş gibi duruyorsun," diyerek kıkırdadı, koluma girip başını hafifçe omzuma yaslarken. "Annem bugün senin için tatlı bir çörek pişirdi, akşamüstü bize gelmezsen hepsini kendim yerim, bilesin." "Annene söyle, o çörekler için pazarı koşa koşa bitiririm," dedim, içimdeki o kasvetli havayı dağıtan gülümsemesiyle rahatlayarak. Mery’nin yanındayken sis bile gözüme o kadar boğucu gelmiyordu. "Ayaküstü şu un torbasını eve yetiştirmem gerek, yoksa annemin dilinden kurtulamam." Mery bir an duraksadı. Kolumdaki parmaklarının hafifçe sıkılaştığını hissettim. O neşeli, kıkırdayan sesi aniden bıçak gibi kesilmişti. Etrafına kısa, hırsızlama bir bakış attı; kasaba halkından kimsenin bize bakmadığından emin olmak ister gibiydi. Eğilip fısıldadığında, nefesi kulağımın dibindeydi ve az önceki o sıcak dost kokusu yerini buz gibi bir tekinsizliğe bırakmıştı. "Floryn... Aslında sadece çörek için gelmedim," dedi, sesini nefesine gizleyerek. "Duydun mu? Sınır muhafızları dün gece batı surlarının yakınlarında birini yakalamışlar. Kasabadan olmayan biri. Üstelik... üstelik üzerinde garip bir metal parçası varmış. Işığı yansıtan cinsten." Tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Lavanta torbasını göğsüme biraz daha bastırdım. "Yasak yüzey mi? Delilik bu. Sürgün edilir, biliyorsun. Kim bile isteye yanına öyle bir lanet alır ki?" "Sadece sürgün mü?" Mery biraz daha yaklaştı, o güzel yeşil gözleri korkudan irileşmişti. "Söylenene göre adam yakalandığında çıldırmış gibi bağırıyormuş. 'Bu yüz benim değil, onu benden çaldı!' d…

Bölümün tamamını WritePad'de oku