SÖZ VE SİLAH

2. BÖLÜM: GECENİN ARDINDAKİ EMİR

Yazar:

SÖZ VE SİLAH – valerias_library kitap kapağı
SÖZ VE SİLAH – valerias_library kitap kapağı

Gece, şehrin üzerine ağır bir battaniye gibi serilmişti. Penceremin dışında sokak lambasının titrek ışığı rüzgârla hışırdayan yaprakların üzerine düşüyor, kaldırım taşlarında sarımsı bir gölge dansı yaratıyordu. Camın arkasından bile Ankara soğuğu, ince sızılarını içeriye sızdırıyor; odanın sıcak havasını sinsice kemiriyordu. Nefesim buğulanmış camda silik izler bırakıyor, parmak uçlarım istemsizce kollarıma sarılıyordu. Dışarısı sessizdi ama huzurlu değildi. Sanki zaman birazdan açığa çıkacak bir sırrın eşiğinde bekliyordu. Masa lambasının solgun ışığı kâğıtların üzerine eğilmişti. Saatlerdir çalışmanın ardından havaya sinmiş kahve ve kâğıt kokusu, bana ait bu küçük dünyada zamanı durdurmuş gibiydi. Şehir uyuyordu belki ama zihnim hâlâ ayaktaydı. Yorulmuştu ama pes etmiyordu. Duvar saatinin tik takları, gecenin kalbine saplanan küçük çiviler gibiydi. Her saniye, bir öncekinden daha ağır düşüyordu boşluğa. Masaya eğildiğimde omuzlarımın ağırlığını hissettim. Sırtıma çöken yorgunluk sadece bedensel değildi , düşüncelerim de aynı noktada düğümlenmişti. Kâğıda baktıkça satırlar yer değiştiriyor, kelimeler anlamdan çok bir yük taşıyordu. Yazmak, o an bir rahatlama değil, yüzleşmeydi.Dışarıda rüzgâr biraz daha sert esti. Yaprakların sesi, uzaktan gelen belirsiz bir uğultuya karıştı. Şehir karanlığın içinde kıpırdandı ama uyanmadı. Ben ise o gecede, ışığın dar bir halkasında, zamanla ve kendimle baş başa kalmıştım. Boynumda düğümlenen o keskin sızı, artık sadece bir ağrı değil, saatlerdir kağıtların üzerinde eğilmekten kaynaklanan, omuzlarıma çökmüş görünmez bir el gibiydi. Başımı ağır ağır kaldırdım. Duvardaki saatin tik-takları, gece yarısını çoktan geride bıraktığımızın soğuk ve ruhsuz habercisiydi.​Ayağa kalkıp gerindiğimde eklemlerimden gelen o çatırdayan ses, odadaki tek hayat belirtisiydi. Pencereye doğru sürüklenen adımlarımın altında parkeler, eski bir dostun şikayeti gibi hafifçe inledi. Dışarıda sokağın o ıssız ve tekinsiz sessizliği vardı. Sokak lambasının cılız sarı ışığı kaldırımın üzerinde titreyerek can çekişiyor, karanlığı tam olarak yenemese de içinde küçük bir delik açmaya çalışıyordu. Şafağın o soğuk gri-mavi rengine bürünmesine daha saatler vardı. ​Tam o sırada masamın üzerinden yükselen kısa ve tiz bildirim sesi sessizliği bir cam gibi kırdı. ​Geri döndüğümde, karanlık odanın içinde parlayan telefon ekranı gözlerimi kamaştırdı. O küçük, ışıklı dikdörtgenin ortasında, dünyanın en güvenli limanıymış gibi tek bir kelime parlıyordu: Babam ​O an, sanki biri üzerimdeki o ağır yorganı çekip almış gibi ferahladım. Saniyeler önce kurşun gibi ağır gelen göz kapaklarım, yerini çocuksu bir hayrete ve dinçliğe bıraktı. Az önce boğazımı sıkan o dilsiz sessizlik, yerini göğüs kafesimde hızlanan kalbimin ritmine bıraktı. Babamı tanımayan biri onu soğuk, mesafeli, otoriter sanabilirdi. Üniformasının sert çizgileri, bakışlarının keskinliği, sesi. Hepsi mesafe koyardı. Ama o disiplinin ardında yalnızca benim bildiğim bir adam vardı. Çocukken her akşam aynı ciddiyetle eve girer, kapının eşiğinde durur ve kaşlarını çatarak "Rapor ver bakalım dişi kurt, bugün dünyayı kurtarabildik mi?" derdi. Ben de hazır ola geçer, asker selamı verip bağırırdım:"Görev tamamlandı, komutanım!"Sonra o ciddi yüz ifadesi kırılırdı. Kahkahası evi doldururdu. Üniformasının sertliği bile yumuşardı o an. Üniversite sonuçlarını beklediğimiz günü hiç unutmadım. Ben yerimde duramıyordum. O ise her zamanki gibi sakindi. Ya da sakin görünüyordu. Sonuç ekranında adımı gördüğüm an dizlerimin bağı çözüldü. Gözlerim doldu. "Kazandım" bile diyemedim. Sadece ona döndüm. Yüzünde yine o süzgeçten geçmiş ifade vardı. Ne fazla gurur ne fazla duygu. Gözlerimin içine uzun uzun baktı. Öyle derin baktı ki bir an içim ürperdi. Yanlış mı yapmıştım? Yeterli değil miydi? Hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı ve odadan çıktı. O birkaç dakikalık sessizlik, hayatımın en uzun bekleyişiydi.Kapı yeniden açıldığında elinde küçük, kadife bir kutu vardı. Yanıma oturdu. Kutuyu yavaşça açtı.…

Bölümün tamamını WritePad'de oku