BÖLÜM 5
Yazar: Özlem Buse Şahin

Kıyafetlerimi giyip hazır olduğumu hissettiğimde kapıyı açtım. Karşımdaki figürün varlığı hafifçe irkilmeme sebep oldu. Scott, tam karşımda duruyordu. Duruşu, sert bir kaya gibi dimdik ve sarsılmazdı. Beni inceleyen gözleri, keskin bir kılıç gibi delici ve dikkatliydi, onda hiçbir ayrıntıyı kaçırmayan bir savaşçının bakışları vardı. Bakışlarının derinliklerinde bu görevi gerçekten hak edip etmediğimi sorgulayan bir tavır vardı. "Gidelim." Soru sormamıştı. Sesindeki otorite tıpkı duruşu gibi sert ve soğuktu. Cevabımı beklemeden, hızlı ve kararlı adımlarla ilerlemeye başladı. Adımları sanki savaştaymışız gibi hedefe yönelikti. Onun sert adımlarıyla benim daha küçük adımlarım arasındaki fark, kendini her geçen dakika daha fazla hissettiriyordu. Ortamdaki gerginliği yumuşatmak amacıyla cesaretimi toplayıp, "Ben Larentia," dedim, adımı zaten biliyor olduğunu bilerek. Amacım sessizliği bozmaktı. Gergin olmak bazen saçmalamama sebep oluyordu. Bu o anlardan biriydi. Başını bile çevirmedi. "İsmini biliyorum.” Sesinde en ufak bir sıcaklık ya da ilgi kırıntısı yoktu. Yalnızca bilgi aktarımı. O kadar. Adımlarımı onun sert ve büyük adımlarına uydurmaya çalışarak, geri çekilmemeye kararlı bir vaziyette konuşmaya devam ettim. "Mergen' den sonra iyi bir seçenek olmadığımı düşünebilirsin. Bilmelisin ki bana verilen görevleri asla yarım bırakmamışımdır." Scott, kısa bir an duraksadı fakat yine yürümeye devam etti. Bana kendimi gevezelik yapıyormuşum gibi hissettirse de amacım toplantıdan önce birkaç bilgi toplamaktı. "Elimden gelenin fazlasını yapacağıma emin olabilirsiniz," diyerek sohbeti başlatma çabamı sürdürdüm. Scott, bir an duraksadı. Ardından derin bir nefes alarak, adımlarını yavaşlattı. Önümde durduğunda bende durmak zorunda kaldım. Bana döndüğünde gözlerini gözlerime kilitledi. Yavaşça eğilip benimle aynı hizaya geldi. Geri çekilmedim. "Bu göreve dair hiçbir şey bilmiyorsun, cadı ." Kelimeyi duyunca kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı. Ellerim istemeden yumruk halini aldı. Krallığın sınırları içinde Lonca üyelerine 'cadı' demek hakaretin ötesindeydi. Phrygia krallığında büyü, iki keskin uca ayrılırdı. Ak büyü ve kara büyü. Ak büyü yapanlar, bizlerin yoluydu; ilim, bilim ve sanat, topluma hizmet etmek için kullanılırdı. Büyücü loncasının tamamı, bu saf büyü ile yetişir, yeteneklerini ak büyü alanında geliştirirdi. Fakat kara büyü... Kara büyü, gölgelerin ve karanlığın yoluydu. Mergen' in şu an komada olmasına neden olan kara büyüydü. İşte bu büyüyle uğraşanlara cadı denirdi. Krallıkta, ' cadı' kelimesi bozulmuş ruhları tanımlamak için kullanılırdı. Kraliyet sınırlarında kara büyü ile uğraşmak yasaktı; bizler gibi saf büyü ile halkın ve krallığın çıkarlarına hizmet edenlere ' cadı' demek, affedilemez bir hakaretti. Scott'ın bu densizce lafı, içimde şiddet isteği uyandırdı. Sinirlerim, titrek bir enerjiyle tüm bedenimi sararken, hücrelerime yayılan enerji, parmak uçlarımda toplandı. Parmak uçlarımdaki manayla, yaptığı yanlışı tekrar gözden geçirmesini sağlayabilirdim. Üzerindeki görkemli zırhı tutuşturmak için, bir hareket yeterliydi. Tenine zarar vermezdi fakat onu uyarmak için yeterince etkili olurdu. Öfkemi serbest bırakmak için hazırda beklerken yüzüne doğru bir adım attım. "Özür dile.” Geri çekilip bana yukarıdan bakmaya devam etti. Alaycı bir ifadeyle, "Niye hepiniz cadı değil misiniz?" diye sordu. Sanki bu normal bir şeymiş gibi. "Öyle olmadığımı ikimizde biliyoruz.” Bir an bile zayıflık göstermemekte kararlıydım; kimsenin, beni olmadığım biri gibi tanımlamasına izin vermeyecektim. Scott, yüzünde beliren belli belirsiz bir kasılmayla, sanki içinden geçen kelimeleri yutuyormuş gibi, çenesini sıvazladı. "Bak..-" cadı diyerek sürdürecek sandım. Tırnaklarım avuçlarıma batıyordu. Eğer gerçekten bir cadı olsaydım, şu an onu neye çevirirdim kim bilir? "Bak küçük . Ne olduğun ve ne olacağın beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Fakat şunu bil ki gözümde hepiniz aynısınız. Hepiniz ruhunuzun karanlığa boyun eğmesine şu kadar yakınsınız." Haklıl…