BÖLÜM 4
Yazar: Özlem Buse Şahin

Bütün gün ölü gibi geçmişti. Eruda'nın dersinden çıktıktan sonra Mergen, iyi olduğunu söyleyip yanımdan hemen ayrılmıştı. Ama biliyordum iyi değildi. Üstüne gitmemek için ısrar etmemiştim ama şimdi keşke ısrar etseydim diyordum. Eruda'nın dersinden sonra girdiğim derslerin hiçbirini hatırlamıyordum. Faern öğrencilerinin bir kısmı, dalgınlığımı tuhaf bulup ne olduğunu sormuştu. Biraz uykusuz olduğumu söyleyip geçirmiştim. Zihnim sürekli, Mergen'i karanlık bir ormanda kaybolmuş bir gölge gibi hayal edip duruyordu. Yanında askerlerin olacağını bilmek bile endişelerimi engellemeye yetmiyordu. Bir taraftan başaracağına inanmak istiyordum, ama diğer taraftan, Mergen'in bu göreve yeterince hazır olup olmadığını sorguluyordum. Düşünmek beni başka düşüncelere itiyordu. Mesela daha önceki çalışmalar neden sonuç vermemişti? Bununla ilgili bir açıklama yoktu. Loncada daha yetkin öğreticiler vardı. Fakat muhtemelen yaşları yolculuğa uygun olmadığı için seçilmemişlerdi. Mergen'in büyüsü tek başına yeterli gelecek miydi? Gerçi daha bugün enerji rezervleri ile ilgili yoğun bir ders işlemiştik. Mergen'in manasını tüketecek herhangi bir şeye girişmeyeceğini düşünmek istiyordum. Yemekhanede lapa haline getirdiğim yemeğime baktığımda midem bulandı. Bir saate yakın Mergen gelir diye beklemiştim. Görevliler işlerini bitirmiş artık sandalyeleri topluyorlardı. Mergen hâlâ ortalarda yoktu. Gelmeyeceğine emin olduğumda evine gitmeye karar verdim. Çantamı koluma asıp hızlı adımlarla binadan dışarı çıktım. Adımlarım bir zaman sonra koşmaya döndü. On dakika sonra Mergen'in evinin önündeydim. Mergen'in evi, saraya yakındı. Yolun iki yanında budanmış ağaçlar, doğal bir tünel oluşturmuş gibiydi. Yüksek taş duvarlı evlerin her birinin çiçek açmış büyük bahçeleri vardı. Evlerin önündeki büyük demir kapıların hepsinde kraliyetin arması vardı. Saraya yakınlığı sebebiyle, Mergen'in oturduğu muhitte, genelde soylu kimseler otururdu. Mergen'in babası, kraliyete hizmet eden ünlü harita bilimcilerden biriydi. Yolda ilerlerken, bu durumu belki onun çözebileceği konusunda içimde bir umut ışığı yanmıştı. Evin demir bahçe kapısını açtığımda hızla iç kapıya çıkan merdivenlere doğru ilerledim. Kapıya vurdum. Ses gelmeyince tekrar vurdum. Bir süre sonra içeriden hafif ayak sesleri duydum. Ayak seslerini duyunca kapının önünde hissettiğim endişe hafiflese de Mergen'in kapıyı açtıktan sonra, ağlamaktan şişmiş gözlerini ve kıpkırmızı yanaklarını gördüğümde kalbimi yine buruk bir hüzünle doldu. Hemen içeri girdim. "Mergen... buradayım," diyerek ona doğru adım attım. Sarıldığımızda kuş gibi titriyordu. Sırtını sıvazlarken, "Her şey düzelecek merak etme," diyerek teselli etmeye çalıştım. Mergen'in gözyaşlarını tutamayıp "Çok korkuyorum, Larentia," dedi. Gözyaşları ciğerlerimi yaktı. "Biliyorum korkularını anlıyorum ama bir çözüm bulacağız." İçimde aynı güveni bulmakta zorlanıyordum. Mergen yavaşça kollarımdan ayrıldı. Gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü. "Hiçbir çözüm yok. Kraliyetin ve Loncanın kararları kesindir." Elinde peçetesiyle yavaşça içeri süzülürken kapıyı kapatıp, ardından, onunla birlikte odasına doğru yürümeye başladım. Yatağına oturduğunda başlığa kafasını dayayıp boş boş tavana bakmaya başladı. Sanki tüm dünyanın yükünü omuzlayan bir ruh gibiydi. Yanına oturup elini tuttum. "Baban bir çözüm bulacaktır." Mergen gözlerinin tekrar dolmasıyla akan yaşları peçeteye silip, "Babam şu an sarayda" dedi. İçimde bir kıvılcım çaktı. Her şey henüz bitmiş değildi. "Tamam, o zaman halledecektir." "Larentia sende biliyorsun ki kraliyetin geleceğini ilgilendiren hiçbir durumda konumunun ve sınıfının önemi olmaz." Gözlerini silmeye çalışırken peçete elinde tiftik tiftik oldu. Elindekini alıp tekrar temiz bir peçete uzattım. "Ama sen loncadaki en zeki ve gelecek vaat eden büyücüsün. Lonca, tehlikeli bir yolculuğa seni sokmayı göze alamaz." Mergen şakaklarını ovalamaya başladı. "Eruda'yı duymadın mı? Kendisinin bizzat önerdiğini söyledi." Aklım bir türlü almıyordu. Mergen, ileri…