BÖLÜM 29
Yazar: Özlem Buse Şahin

Nanshe tam karşımda gözlerini kırpmadan bana bakıyordu. "Laneti nasıl kıracağımı biliyorum." Bana olan güvenini bakışlarından okudum. Aello ben farkında olmadan tepemde dikilmeye başlamıştı. "Nasıl yapacaksın?" "Kendimden vererek." Casey'nin diğer taraftan endişeyle sordu. "Bu nasıl olacak?" "Yaratımı harekete geçirecek bir öz vermem gerek. Onu da kendi ruhumun bir parçasından sunacağım." "Hayır." Casey'nin sesi öyle keskindi ki herkes aynı anda ona döndü. Vi daha makul bir şekilde dizlerinin üzerinde bana yaklaştı. "Bu şey senden bir şey eksiltmeyecek mi Larentia? Daha ne kadar kayıp yaşayabilirsin?" Kelimeleri öyle gerçekti ki ertelediğim acıyı çağırıyordu. Acının beni yakalamasına fırsat vermeden cevap verdim. "Birinin bu fedakârlığı yapması gerekli." "O zaman benden al." "Bir noktada ateş için seninle zaten bağ kuracağım. Daha fazlasının sana ne gibi sonuçlar doğuracağını bilmeden bu riske giremem." Duydukları hoşuna gitmedi. Dağılmış saçlarını sinirle geriye taradı. Suratı asıldı. Bunun için onu ikna edemezdim. Nanshe'ye döndüm. "Başka yol yok." Nanshe cevabın bu olduğunu bilirmişçesine sustu. "O zaman başlayalım." Illuvien 'in önünde dört tane üçgen vardı şimdi. Her birini bir element için çizmiştim. İsimsizler'den aldığımız şeklin birebir aynısı olmasına özen göstermiştim. Üçgenleri içine alan daireyi Illuvien' i de içine alacak şekilde genişletmiştim. Bu fikir Aello'dan gelmişti. Şekilleri çizdikten sonra Nanshe hariç herkesi etrafımdan uzaklaştırmıştım. Hepsi oradaydı. Diğer benliğimin olduğu yerde. Benden kopartılan bağımın. Casey'nin içindeki ateşe ihtiyaç duyduğum için o kalmıştı. Gerçi ateşini ihtiyaç duymayacak dahi olsam gideceğine emin değildim. Onun damarlarında gezen ateş, benim yaratacağım ateşten daha güçlüydü. Mührü riske atmamak adına bunu ondan talep etmek zorunda kalmıştım. Şekillerin tam önünde durduğumda bakışlarımı Nanshe'ye çevirdim. Gözleri inançla bana bakıyordu. İçindeki minik telaşı ne kadar gizlemek istese de saklayamıyordu. Casey yanıma geldi. Yanımda dimdik durdu. Ona döndüm. Bir şey söylemeden sadece başını eğdi. Seninleyim diyordu. Şu an yanımda olması her şeyden daha gerçekçiydi. Bunun için ona minnettardım. Önüme döndüğümde içimde yeni uyanan güce uzanmak için gözlerimi kapadım. Derin bir nefes aldım. Sonra bir tane daha. Bir tane daha. Ne kadarına ihtiyacım varsa o kadar. Ayaklarım toprağa sağlam basıyordu. Kendimi Illuvien kadar güçlü ve köklü hissediyordum. Derin bir nefes daha aldım. Yeni ben ile bütünleşmeye çalıştım. Onunla uyumu, özgürlüğü ve dengeyi bulmaya çalıştım. Değişimi kabullendim. İlk element için gözümden bir damla yaşın düşmesine izin verdim. Bunun için zorlanmadım. Çünkü içimde akmayı bekleyen koca bir deniz vardı. Parmak uçlarımla damlayı aldım. Damlanın parmağımdan akmasına izin verdim. Zihnimin derinliklerinde su misali akışkan oldum. Hayatın değişken doğasını kabul edip, kontrol etmeye çalışmak yerine akışta kalmayı seçtim. Enerji bedenimi sarıp, parmak uçlarımdan ilk üçgene aktı. Sezgilerim keskinleşti. Önünde durduğum ilk üçgenin içinde suyu hissettim. Artık hazırdı. Sıradaki elemente geçmek için beklemedim. İçimdeki sisleri bir esinti ile dağıtmaya başladım. Aynı esinti bizi çevreledi. Sınırlarımı aştım. Özgürleştim. Hafifledim. Hava beni taşıyormuş gibi hissettim. Hazır olduğumda enerjiyi çektim ve parmak ucumda biriken enerjiyi sıradaki üçgene gönderdim. Şimdi hava, berrak bir fikir olarak üçgenin içinde dolaşıyordu. Ardından toprağa geçtim. Hepsinin arasında en kolay o oldu. Geriye bir tek ateş kalmıştı. Bakışlarımı Casey'e kaydırdım. Gözlerinde telaşla sükûnet, korku ile hayranlık iç içe geçmişti. Gözbebekleri, üzerimdeki en küçük değişikliği bile takip ediyordu. O anda ikimizin arasından usulca süzülen bir kar tanesi gördüm. Gökyüzüne baktığımda kızıl manzaranın gri ile beyaz arasında bir renge büründüğünü gördüm. Alametlerin diğer habercisi: "Keskin fırtına getirince beyaz karı soğuyacak havalar..." "Bunu yapmak zorunda değilsin. Ama sana ihtiyacım var." M…