BÖLÜM 26
Yazar: Özlem Buse Şahin

Dünya bir anlığına dondu. İçimde bir korku fırtınası patladı. Hissettiğim bu şey, bedenimdeki yaradan daha yakıcı bir histi. Fakat bana ait değildi. Ruhum bedenimi terk etmiyordu. Bu başka biriyle hissettiğim bağdan yankılanan bir histi. Ash. Altımdaki zemin bulanıklaştı. Görünmez bir pençe kalbimi sıkarken kendi kendime fısıldadım. " Hayır... Hayır geriye bakma. İlerlemeye devam et. Bu his aldatıcı. Eğer durursan gerçek olur." Zihnim, inkâr ile gerçek arasında gidip geldi. Adım atmak istiyordum. Adım atmalıydım. İlerlemeliydim. Ash' e ve diğerlerine zaman kazandırmalıydım. Fakat yapmadım. Yapamadım . Gözlerim gerçeği görmek isteyerek bana ihanet etti. Zihnim ona uydu. Nefesim ciğerlerime acı verse de sığ nefesler almaya devam ettim. Yavaşça arkaya döndüğümde boşluğa düştüm. Sesler, hareketler, rüzgâr, Vi, Eivor, Aello, Scott ve Casey, arka planda hareket eden bir figür haline geldiler. Dizlerimin üzerine çöktüm. İçimde bir şey çığlık attı. Çığlık bir fırtınaya dönüştü. Bedenim soğuktu fakat içimdeki her şey yanıyordu. Ash... Ash, yerde yatıyordu. Harpy pençesini göğsünden çektiğinde bedeni hafifçe yerden yükseldi, ardından yeniden toprağa düştü. Bedeninde hiçbir hareket yoktu. Gözlerim onun hareketsiz siluetine kilitlendi. Hayır, hayır, hayır. Bu gerçek değildi. Bu... bu yanılsamaydı. Aşırı kan kaybetmiştim. Ve zihnim bana oyunlar oynuyordu. Bir an gözlerimi sıkıcı kapattım ve tekrar açtığımda her şeyin değişmiş olmasını umdum. Açtığımda her şey aynıydı. Yırtıcının zaferle parlayan bakışları. Ash'in kanla kaplı bedeni. Gözlerimi kapalı tuttum., bir, iki, üç... Kaç saniye daha tutmalıydım? Açtığımda gördüğüm şey her zaman aynıydı. Harpy'nin zaferinin altında parlayan bir öfke ve açlık gizliydi. Kanlı pençesi, kan ile kıpkırmızıydı, Ash'in kanı. Bu olamazdı. Bir yanlışlık olmalıydı. Zihnimin derinliklerinde yükselen çığlıklar kulaklarımı deliyordu. İçimde bir yer onun hala nefes aldığını haykırıyordu. Ama biliyordum. Çok derinde inkâr edemeyeceğim kadar açık bir yerde bu hikâyenin bittiğini hissediyordum. Benden koparılıp alınan parçayı ve onu geri getiremeyeceğimi biliyordum. Ellerim önüme düştü. Kanım toprağa oluk oluk sızarken artık hissizleştim. Acı ise içimde dipdiriydi. Ben buradaydım ve Ash yoktu. Onu koruyamadığımın kanıtı kanlı bir şekilde gözlerimin önünde yatıyordu. İçimdeki öfke ve keder, öylesine güçlü bir ateşti ki i, en sonunda boğazımdan taşarak bir haykırışa dönüştü. Bu haykırış, boş arazinin sessizliğinde yankılanarak her boşluğu doldurdu. Harpy, bana bakıyordu. Onun bakışlarında acımdan aldığı zevki görebiliyordum. Artık acele etmeye gerek duymuyordu. Yürümeye başladığında adımları hızlı değildi. Artık kaçmamı gerektirecek bir durum yoktu. Ash, gitmişti. Bunu kabul edebilirdim. Fakat ağırlığını kaldıramazdım. Bu yüzden Harpy bana ilerlerken hareket etmeye ihtiyaç duymadım. Uzaklardan ismim sayıklanıyordu. Ama sanki benden çok uzaktalardı onları duyamıyordum. Ne yazık ki ben Ash kadar kendime de inanmıyordum. Sonumun yakında olduğunu biliyordum. Görüş alanımda her şey bulanıklaşırken, uzaklarda ilerlemeye çalışan bir ateş gördüm. Yaralı bir kuş gibi hareket ediyordu. Uzanmaya çalıştığı şey Harpy idi. Fakat yetişemeyecekti. Ateş yeterince güçlü değildi. İçimde devam etmemi sağlayan o itici güç artık yoktu. Her şey beni olduğum yere çivilemişti. Bana ulaşmaya çalışan Vi'nin sesini duydum, sesini işitmek, kalbimi bir anlığına hızlandırdı, ama bu, devam edebilmem için yeterli değildi. Boğazım kuruydu, en azından beni anlayabilmesini ümit ederek, "Özür dilerim," diye mırıldandım. Söylediklerimi anlamış mıydı bilmiyorum ama yüzü kelimelerimden sonra daha da öfkelendi. Harpy, artık iyice yakınımdaydı. Öyle büyüktü ki önümde dikildiğinde etrafımda kocaman bir gölge oluşturdu. İçimde korku yoktu. Sadece kabulleniş. Birazdan her şey bitecekti. Manaya şükürler olsun . Bu acıyla yaşayamazdım. Ben... zannettiğim kadar güçlü değildim. Olduğun şey ile kendini zannettiğin şey farklı şeylerdi. Harpy, pençesini kaldırdı. Aklım…