SONUN KEHANETİ

BÖLÜM 24

Yazar:

SONUN KEHANETİ – Özlem Buse Şahin kitap kapağı
SONUN KEHANETİ – Özlem Buse Şahin kitap kapağı

Adımlarımız köprü ile buluştuğunda ne kadar süredir yolda olduğumuzu kestiremeyecek kadar aradan uzun zaman geçmişti. Güneş, kendini bulutların arkasında gizlendiği için geçen zamanın farkına varamıyordum. Bir saattir de yürüyor olabilirdik beş saattir de. Köprünün birkaç kemeri çöküntüye uğrasa da ilerleyişimizi durduracak bir engelle karşılaşmamıştık. Bazı yerlerde çatlaklar derinleşmiş olsa da üstlerinden rahatlıkla geçebiliyorduk. Biz ilerledikçe, dalga sesleri, etrafımızda daha da yankılanır hale gelmişti. Köprünün ayaklarını döven, dalga seslerinin dışında hiç ses yoktu. Her birimiz dikkatlice kemerin üzerinde ilerlerken dikkatliydik. Sisin yoğunlaştığı yerlerde aramızdaki mesafeyi kısaltıyor, ardından yine aramızda mesafe olacak şekilde ilerliyorduk. Böyle ilerlememizin sebebi, karşımıza çıkacak herhangi bir tehlikeye karşı herkesin aynı yerde yakalanmamasıydı. Yol bitmek bilmeyen bir döngüydü. Sonsuzluğa uzanan bir çizgide yürüyorduk sanki. Kulaklarımda dalga sesleri, kendi nefesim ve ayak seslerimizden başka bir şey yoktu. İlerlerken bir zaman sonra içimde bir kıpırtı belirmeye başladı. Bu kıpırtı önceden zayıf bir titreşimdi sonra bir melodiye dönüşmeye başladı. Başlangıçta, anlam veremediğim bu yankı, ben köprüde adım attıkça, bir çağrıya dönüşmeye başladı. Sözsüz bir şarkıya. Melodi, ilerledikçe, içimde tanıdık bir his uyandırmaya başladı. Dilimin ucuna gelen tanıdık bir kelimeye benziyordu. Ama ne olduğunu bir türlü çıkaramıyordum. Huzursuz ettiğini söyleyemezdim. Bu öyle bir enerjiydi ki yoğunluğu dalgalanarak tüm ruhumda geziniyordu. Tanıdık bir dokunuş, "Beni hatırla," diyordu. Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovaladı. Bir süre daha ilerledik. Herkes pür dikkat ilerlerken, olası bir tehlikeye karşı dikkat çekmemek için olabildiğince hızlı ve sessiz hareket etmeye çalışıyorduk. Ufacık bir sesin, neyi uyandıracağını bilemezdik. "Bir şey duyuyor musunuz?" diye sordum tereddütle diğerlerine. Sadece fısıldamıştım ama yanımda ilerleyen Eivor, hemen dikkat kesilmişti. "Hayır," dedi Eivor, net bir şekilde. Onun sesi bana nazaran daha yüksek çıkmıştı. Neredeyse bacağım uzunluğundaki baltası elindeydi. Diğer taraftaki Casey'e baktım ümitle. Ona baktığımı anlayıp kafasını bana çevirdi. Ve başını iki yana salladı. Hüsranla köprüde ilerlemeye devam ettim. Belki de İsimsizler'in bahsettiği bu çağrıyı yalnızca ben duyabilecektim. Sis, bir zaman sonra önümüzde iyice yoğunlaştığında yanımdaki Eivor'ın, sadece ayak seslerini duyar hale geldim. Kasvetli hava tüylerimi ürpertse de diğerlerini kaybetmemek için duyularımı dört açtım. "İlerleyin," diye duyurdu Ash, belirsizliğin içine yankılanan sesiyle. Onun bu rehberliği, karanlığın içerisindeki güneş gibi içime doğdu. Bir an sisin içinde kaybolmuş hissederken, bir adım sonra ayaklarım taş zeminden kuru toprağa değdi. Köprü sona ermişti. Kızıl Topraklar a varmıştık. Ufka kadar uzanan bu toprakların neden bu adı taşıdığını anlamak zor değildi. Önümüzdeki vadide toprağın koyu kırmızısı, güneşin kızıl ışıklarıyla karışıyor, zemin kana bulanmış gibi görünüyordu. Nefes almayı unutan bu diyarda derin yarıklar, yükselen sivri kaya parçaları ve kurumuş dikenli çalılardan başka yaşayan hiçbir şey yoktu. Burası kuru, cansız ve ölü bir diyardı. Uzun zaman önce açılan bir yaranın asla kapanmamış hali. Gözler bu manzara karşısında ne kadar uzağa bakarsa baksın, sonu olmayan bir çaresizlik hissiyle doluyordu. Hafif bir esinti, havalanıp gökyüzüne yükseldiğinde hepimiz bakışlarımızı manzaradan çevirdik. Çevremdeki manzaraya inat, içimde yankılanan çağrı, buradaki tek güzel şeydi. Kızıl Topraklara adım atmam ile birlikte melodi daha tanıdık hale geldi. Ama ne olduğuna dair hala hiçbir fikrim yoktu. "Ehh... yeterince kırmızı." Eivor'ın sesinde bir parça ironi vardı. Yüzünde ne alay ne de memnuniyet vardı. Yabancı bakışlarından onun da Set köprüsünden öteye hiç geçmediğini anladım. Aello çatık kaşlarla etrafı incelemeye devam ediyordu. "Burası ne tür bir yer böyle?" diye sordu kuru bir ses…

Bölümün tamamını WritePad'de oku