SONUN KEHANETİ

BÖLÜM 22

Yazar:

SONUN KEHANETİ – Özlem Buse Şahin kitap kapağı
SONUN KEHANETİ – Özlem Buse Şahin kitap kapağı

Casey ile kamp alanına döndüğümüzde herkesin bakışları bize çevrildi. Sessizlik, konuşulmayan birçok soruyu beraberinde getiriyordu. Casey'nin yeni haliyle ilgili bir şey konuşup konuşmadıklarını bilmiyordum ama herkesin bakışlarında kararsızlık ve bir parça endişeyi rahatlıkla görebiliyordum. Bizi fark eden Ash, hemen yerinden kalktı ve yanımıza geldi. Casey, Ash ile kısa bir göz teması kurduktan sonra yanımızdan ayrıldı. Hissettiğim vicdan azabını yatıştırdığı için kendisine bir kez daha minnet duydum. Ash'e döndüm. Bakışları üzerimdeydi. Sakin ama aynı zamanda içten bir bekleyiş vardı ifadesinde. Soru sormaya cesaret edemiyor ama uzaklaşmayı da göze alamıyordu. Kaşları hafifçe çatılmış, dudakları, söylenmeyen kelimeleri sızdırmak için hazır oldaydı. Suskunluğu, korkuyu ve aynı zamanda kalbindeki kararlılığı anlatıyordu. Bir ara dudakları aralandı ama kelimeler ağzından çıkamadı. Korkuyordu. Kalbinde hissettiği korkuyu kalbimin en derinliklerinde hissedebiliyordum. Onun yerinde olsam ben de korkardım. Yalnız kalmayı istediğimde yüzündeki telaşı görmüştüm. İzin vermek zorunda kaldığında bunun omuzlarına binen binlerce taş gibi çöktüğünü anlamıştım. O kadar güçlü görünüyordu ki, herhangi bir tehlikenin üzerine tereddüt etmeden atlardı. Ama şimdi, gözlerime bakarken cesaretinden eser yoktu. "Nasılsın?" Sesi neredeyse bir pamuk kadar yumuşaktı. Cas beni acıdan nasıl özgürleştirdiyse ben de onu özgürleştirmeliydim. Ona iyi olduğumu, merak etmemesini söylemeliydim. Ellerim, kendiliğinden ona uzandı. Yüzü bir buz dağı gibi sakin ve ifadesiz görünse de attığım adım sayesinde kasılmış bedeni rahatladı. Parmaklarım tenine değdiği anda o yüzeyde saklı bir sıcaklık hissettim. Sıcaklık, teninden tenime aktı. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu ama aynı zamanda ne yapılması gerekiyorsa onu yapacaktı. Hafifçe gülümsedim. "Şimdi daha iyiyim." Parmaklarımı güçlü çene hattında gezinirken, bir şey söylemek yerine hareketlerime sessiz bir teslimiyetle karşılık vermeyi tercih etti. Yanaklarını avcumun içine aldığımda yanağını avcuma koyup, avcumun içini öptü. Aramızdaki fırtına kendini tatlı bir melteme çevirdi. Kendimi ona bıraktığımda aramızdaki mesafe tamamen yok oldu. Güçlü kollarıyla bedenimi sardığında yıllardır bu anın özlemini çekiyormuş gibi boynunu boynuma hasretle gömdü. Kokumu içine çektiğinde yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. Daha sıkı sarıldım. Beni öyle sıkı sarıyordu ki bir daha bırakmayacak sandım. Bir eli belimi kavrarken, diğer eli, kirden ve isten grileşmiş saçlarımı okşadı. "Sanırım şu an hiç de gün doğumuna benzemiyorlar." Boynuna doğru mırıldanırken sesimde hafif bir neşe vardı. Ferahlatıcı kokusunu içime çekerken geride bıraktığımız onca şeye rağmen hala mis gibi kokuyordu. Rahatlaması hissedilir derecedeydi. Ufak bir nefes verdiğinde kulağıma doğru fısıldadı. "Güzel olmayan tek bir anın yok. Sen tüm renklerinle güzelsin, Larentia ." Kelimeleri, içimde kıpraşan kelebeklerin havalanmasına ve tüm göğsüme yayılmasına neden oldu. Yüzüne bakmak için geri çekildiğimde şimdi, yüzü eskiye nazaran daha az kasvetliydi. Sıcak bir samimiyetle bana bakıyordu. Yanağıma yapışan bir saç tutamını nazikçe kulağımın arkasına itti. Gözleri bana bakmaya doyamıyordu. "Yine de yarın temizlenmek için vaktimiz olacak." Kafam karışarak ona bakınca devam etti. "Köprünün yakınlarında bir göl bulduk. Orada temizleneceğiz." "Daha iyi bir haber olamazdı." Aramızda birkaç saniyelik bir duraksama oldu. Ash'in gözlerinde dile getirilmeyen onlarca sözcük oynaşıyordu. Bunu anlayacak kadar tanıyordum artık onu. Gözlerini birkaç saniye kapatıp, derin bir nefes aldığında konuşmaya karar verdiğini anladım. "Beni bir daha dışarıda bırakma," dedi sakince. Bu bir emir değildi sadece kalp kırıcı bir ricaydı. "Sana ulaşamayacağım kadar kendinden uzaklaştırma beni." Ona peşimden gelmemesini söylerken, yüzünde gördüğüm acı, gözlerimin önüne geldi. Ona verdiğim değeri yeterince gösteremiyordum. Hak ettiği huzuru ondan çalıyordum. "Tamam," diye yanıtladım. "Sadece b…

Bölümün tamamını WritePad'de oku