BÖLÜM 21
Yazar: Özlem Buse Şahin

Kadın, salonun tam ortasında hareketsizce oturuyordu. Zarif parmakları, yanında duran kristal kürenin pürüzsüz yüzeyinde yavaşça gezinirken, yüzünde anlaması güç bir ifade vardı. "Nasıl geçti? Yenildiler mi?" diye sordu sakince. Her kelime, salonun loş duvarlarında yankılanan bir güç taşıyordu. İşbirlikçi, uzun, siyah pelerinin içinde en az efendisi kadar hareketsizdi. Yüzü gölgelerle örtülüydü. Efendisinin sert bakışlarıyla karşı karşıya kalmamak için başını yere eğmişti. "Uğraştım ama olmadı," dedi mahcubiyetle. Sesi suçlulukla titredi. Efendi, cevapla birlikte memnuniyetsiz bir ses çıkardı. Narin parmakları kristal kürenin yüzeyinde bir an duraksadı. Sinirle nefes verdi. "Buna ne sebep oldu?" İşbirlikçi, cevap verip vermeme arasında gidip geldi, nihayet konuşmaya başladığında kendisini efendisinin merhametine bırakmıştı. "Köprünün orada aralarından biri beklenmedik bir seçim yaptı?" "Ne?" diye sordu efendi. "Varis, madalyonu kullanmayı seçti," dedi sinerek. Kadının kaşlarını öfkeyle çatıldı. Yüzü, ilk bakışta ifadesiz görünse de öfkesinin buz gibi keskinliği havaya yayıldı. Küreyi okşayan parmakları boş oda da rahatsız edici bir tırmalama sesi çıkardı. İşbirlikçi, korkuyla kadına doğru adım atmaya cesaret etti. "Ama merak etmeyin," dedi, sesine zoraki bir güven katmaya çalışarak. "Onları nasıl başarısızlığa ulaştıracağımı biliyorum." "Nasıl?" diye sordu kadın. Gözlerinde insanı donduran bir boşluk vardı. "Birbirlerine duydukları sevgi en büyük zaafları. Eğer onları sevdiklerini korumak ve laneti kaldırmak ile ilgili bir seçim yapmaya zorlarsam. Sevdiklerini seçeceklerdir," işbirlikçi birkaç saniye duraksadı kelimelerine devam etme konusunda yaşadığı kararsızlık pelerinin dışından bile hissediliyordu. "Sadece..." dedi çekingenlikle. "Sadece ne?" diye soru efendi zehir gibi bir sesle. "Rüyalar..." diye devam etti işbirlikçi. "Onlara engel olamıyorum. Bir şekilde büyücüye ulaşabiliyor." Kadın, keyifle gülümsedi. Dudaklarının kıvrımında sinsiliğin ince bir gölgesi gezindi. Sanki bu önemsiz detayın işbirlikçisini tedirgin etmesinin ne kadar saçma olduğunu düşünür gibiydi. Başını kibirle kaldırdı. "O zavallıyı bana bırak." Gözleri, karanlık salonda parladı, bakışlarında dünyayı ezip geçebilecek bir kudret vardı. İşbirlikçi başını onaylar şekilde eğdi. Korkusunun kokusu havaya doluyordu. "Efendim..." dedi kelimeler boğazına takılır gibi ağırlıkla çıktı. "Peki ya başarısız olursak?" İnce bir Rüzgâr, işbirlikçinin pelerinini kıpırdattı. Duyduğu korkunun kokusu, tahtında oturan kadının burnunu doldurdu. Yüzü tiksintiyle buruştu. İşbirlikçisinin, cüretini, zayıflığına verdi. Fakat küçümseme dolu bakışlarını saklayamadı. "Yolculukları... ne kadar tanıdık olsa da bu kez her şey farklı olacak. Bu kez... onları şaşırtacağım." Efendi, kafasının içinden geçen şeylerin, zaferini yüzünde taşıyor gibiydi. Parmaklarının ucundaki küre, ışığı emiyormuş gibi karardı. Kadın, tahtında arkasına yaslandı. "Şimdi yola çık. Bu iş fazla uzadı." İşbirlikçi, bedenini saygıyla yere eğdi. "Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım," diye mırıldanıp, hızla geri çekildi. Efendi, işbirlikçisinin odadan çıkışını soğukkanlılıkla izledi. Kapı kapandığında odada yalnızdı. Salon, ağır ve rahatsız edici bir hava ile doluydu. Kadın, sanki uzaktaki bir sahneyi izliyormuş gibi bakışlarını salonun uzak bir köşesine dikti. Kadının baktığı yerden, sanki gölgeler bile kaçıyordu. İnce parmaklarını gezdirdiği küreyi sıkıca kavradı. Salonun içerisinde küre de oluşan çatlakların çıkardığı sesten başka ses duyulmuyordu. Dakikalar geçtikçe kürenin çatlakları büyüdü ve saniyeler sonra tuzla buz oldu. Kadın, bir an sessiz kaldı. Yüzü kaskatı kesilmişti. Ardından, tüm odayı dolduran sert kahkahalarla zaferini kutladı.