BÖLÜM 20
Yazar: Özlem Buse Şahin

Dünyanın altının üstüne gelmesinin üzerinden birkaç saat geçmişti. Her yer savaşın yıkıcılığından izler taşıyordu. Orman, ateşin ve külün izleriyle doluydu. Herkesin bir parçasını değiştiren o savaş alanından uzaklaştığımızda küllerle kaplanmış bu diyarın daha az hasar görmüş kısmında dinleniyorduk şimdi. Herkesin görünen tüm yaralarını iyileştirmiştim. İçimizde açılan farklı yaralar için ise yapacak bir şeyim yoktu. Üzerinden saatler geçmiş olmasına rağmen yaratığın gölgesi zihnimde hala dans ediyordu. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım, görüntüyü aklımdan silemiyordum. Çevremdeki sessizlik bile o gölgeyi besliyordu. Zihnimin içerisinde hala yaratık ile mücadele ederken, bir köşede sırf ayakta kalabilmek için yediğim tavşan eti damağımda sığ bir tat bırakıyordu. Geride bıraktığımız şey bir zafer miydi? Belki. Ama kimse zaferin o tatlı sarhoşluğunu hissetmiyordu. Kazanmamız gereken başka bir savaş daha vardı. Ben bunu başarabileceğime dair tutunduğum inancı kaybediyordum. Laneti kaldırmak için çıktığımız bu yolda kendimden uzaklaşıyordum. Gelecek, önümde açılan karanlık bir uçurumdu. Yaratık eğer bir başlangıçsa son nasıl olacaktı? Ya onları kaybedersem? Ya bu yolculuğun sonu onlar için felaketle biterse? Kendime sakladığım bu korku beni alt üst ediyordu. Yaptığım seçim kendimden bir parçayı bıraktırmıştı oraya. Ne bıraktığımı bilmeden yanıp kül olmuş benliğimden geri kalanlarla kalakalmıştım şimdi. Peki ya bıraktığım şey neydi? Adını bulamıyordum ama eksikliğini hissediyordum. O boşluk kendimden korkmama sebep oluyordu. Kimseye belli etmesem de bir canavara dönüşme ihtimalim beni dehşete düşürüyordu. Tehlikeyi artık dışarıda değil içimde arıyordum. Eğer durdurulmasaydım... İhtimali bile midemi düğümlüyordu. Gözlerim Casey'in uzak bir köşede kendi içine çekilmiş haline kaydı. Hali içimdeki fırtınayı daha da büyütüyordu. Vicdanımda kor bir ateş vardı. Göğsümde hissettiğim bu ağırlık ince ince tüm vücuduma yayılıyordu. Eğer o an kendimi kaybetmeseydim onu istemediği bir kararın içine sürüklemeyecektim. Yaratığı alt etmiştim ama kendimi edememiştim. Belki de Casey'nin kaderini sonsuza kadar değiştirmiştim. Sırtını dayadığı ağacın dibinde bir heykel gibi oturuyordu. Kolundaki açık yara kötü görünüyordu. Yardım teklifimi kabul etmediği için elimden bir şey gelmiyordu. Cesaretim olsa en azından ona biraz dinlenmesini söylerdim. Ama biliyordum, beni dinlemezdi. Belki de bir daha yüzüme bakmayacaktı. Belki de beni bir canavar olarak görüyordu artık. Sadece o da değil belki diğerleri de. Öldürmekten keyif aldığımı düşünüyorlardır belki de. Onlara göstermediğim bir yüzüm olduğunu. Benimle eskisi gibi bir bağı tekrar kurabilirler miydi? Sırtlarını dönecek kadar güvenirler miydi? En azından şimdilik hayattalardı. Bir süre bununla idare edebilirdim. Ash mırıldandı. "Plan yapmamız gerekiyor." Herkes kamp ateşinin etrafında oturuyordu. Casey herkesten uzak bir köşe de kendi içine çekilmiş tepkisiz yalnızlığını koruyordu. Vi ve ben ateşe daha yakın ayrı köşelerdeydik. Ona baktığımda zihnindeki savaşın hala sürdüğünü görebiliyordum ama bunu çevresine yansıtmamakta kararlıydı. Zayıf hissetmeyi kendine hak görmezdi o. Duygularından sıyrılıp birden ayağa kalktı. Omuzlarını dikleştirerek gruba yaklaştı. Ash'in bakışları üzerime çevrildiğinde içinde rica zerresi barındırmayan keskin bir emir hissettim. Benimle ilgili ne düşündüğünü kestiremiyordum. Sadece yerin yarılmasını ve içine girmeyi istiyordum. Yaratığın yok edilmesinden ve Casey'in yeni gerçeğiyle yüzleştikten sonra hepimiz hızla oradan uzaklaşmıştık. Şimdi Set Köprüsüne daha yakın bir noktadaydık. Önümüzdeki köprü bizi ya yeni bir başlangıca ya da sona taşıyacaktı. Ash'in gözleri üzerimden ayrılmadı. Bakışlarının ağırlığını üzerimde hissederek yutkundum ve utançla yerimden kalktım. Ateşe biraz daha yaklaşırken başımı yere eğmiştim. Yüzündeki hayal kırıklığı ile yüzleşmek ardıma bakmadan kaçma isteği uyandırıyordu. Herkesin gözü Casey'ye kaydı. Ash, yalnızca birkaç saniye baktı. Bakışlarında sö…