SONUN KEHANETİ

BÖLÜM 17

Yazar:

SONUN KEHANETİ – Özlem Buse Şahin kitap kapağı
SONUN KEHANETİ – Özlem Buse Şahin kitap kapağı

Şenlik ateşinin biraz arkasında oturuyorduk. "Daha fazla içme." Vi'nin elinde sıkıca tuttuğu bardağa uzandım. İçkisini benden uzaklaştırırken "Elimde değil, bu şarap bir harika," dedi. Bardağı gümbürtüyle masaya vurdu. "Bence sarhoş oldun." O esnada arkamızda bir yerlerde kalabalık bir grubun kahkaha sesleri duyuldu. Sesim, grubun yükselen seslerinin içinde kayboldu. Etrafımız, farklı yaş gruplarına ait insanlar ile doluydu. Erkeklerin çoğu, Eivor'ın dediği gibi yarı çıplaktı. Kimileri bir köşede kılıçlarla şov amaçlı gösteri yapıyor, kimisi dans ediyor, kimisi kadın erkek karışık kendi aralarında şakalaşıyorlardı. Dans eden çiftler şenliğin tam ortasına dikilmiş büyük bir Akçam ağacının etrafını turlayarak kendilerine özgü olduğunu düşündüğüm dansları ediyorlardı. Hareketleri uyumlu ve ahenkliydi. Akçam ağacının hemen önünde odun yığınlarından oluşan bir ateş vardı. Ateş, öyle coşkulu yanıyordu ki sanki göklere uzanıyordu. Ağacın ve ateşin etrafı kenarlarına kurulan uzun masalar, çeşitli yiyecek ve içecekler ile doluydu. Şenliğe katılan herkes, kucağında taşıdığı ikramlıkları masaya koyup coşkulu kalabalığın içine karışıyordu. Çalgıların sesi öyle yüksekti ki kilometrelerce öteden bile duyabileceğini düşünüyordum. Gizliliklerine önem veren bu halk için bu gece bunun pek bir önemi yoktu sanırım. İnsanlar öyle keyifliydi ve mutlulukları bulaşıcıydı. Öyle ki onları izlerken masamızın yanında beliren iki tane gölgeyi çok sonra fark ettim. Başımı kaldırdığımda gelenlerin Özgür Halk'dan olduklarını hemen anladım. Öylesine iri ve heybetlilerdi ki, üzerlerinde gücün ve mücadelenin izlerini taşıyan kasları fark etmemek elde değildi. İçlerinden biri ona baktığımda hemen sordu. "Dans edelim mi?" Yakışıklı demek zordu belki ama gücü göz ardı edilemezdi. Gözleri yeşilin o kadar çarpıcı bir tonuydu ki baharı yaşayan ormanları anımsatıyordu. "Aah.. Geç kaldınız. O kapıldı." Vi hemen araya girdi. Başını dik tutmakta zorlanıyordu. Biraz daha içerse masadan düşecekti. "Vi!" Utançla seslendim. "Bağınız yok." Savaşçı bir konuya dikkat çekmek ister gibi cevap verdi. "Bağ mı?" diye sordum anlamaya çalışarak. "Evet. Eğer biri sizi sahiplendiyse ve siz de bunu kabul ettiyseniz kendi ailesine ait bir sembol takar boynunuza." Genç boynunda asılı duran kolyeyi gösterdi. İpin ucunda bilmediğim bir hayvanın dişi asılıydı. "Böylelikle gece boyunca başka bir erkek size teklifte bulunamaz." Vi neredeyse aynı yaşta olduğumuz gençlere bilgiç bir tavırla seslendi. "Bazı bağlar görünmez, genç adam." Ağzını bağlamayı düşünürken çok iyi tanıdığım sarsıcı ve derin bir ses cevap araya girdi. "Tam zamanında." Önümüzdeki gençlerin bakışları arkama doğru çevrildi. Dönmeme gerek yoktu. Ash'in meydan okur gibi durduğunu biliyordum. Aralarında sözsüz bir iletişim geçti. Etrafımız sessizleşti. Gençlerin bakışları bir bize bir de arkamızdakilere kaydı. Vi, "Şimdi son nefesinizi vereceksiniz," diye kendi kendine mırıldandı. Daha fazla yerin dibine geçemem diye düşündüm. Utançla gözlerimi kapadım. Önümüzdeki yabancılar aradan çok geçmeden geri çekilip, "İyi eğlenceler," dediler. Kalabalığa karışıp gözden kayboldular. Ash, acele etmeden yanımdaki sandalyeye oturdu. Ona baktığımda gerginliğini elle tutulur derecedeydi. Şakağında bir kas seğirirken çenesi kaskatıydı. Yanlış bir şey söylemekten kaçınarak kontrollü bir şekilde önüme bir kupa uzattı. "Tatmalısın." Sesi kontrollü ve kısıktı. Bakışları öyle yoğundu ki bana dokunmuyor olsa bile tenimin her yerinde hissedebiliyordum. Midemde bir burkulma oldu. Uzattığı kupaya sığınıp bir yudum aldım. Tadı öyle keskindi ki boğazımdan aşağı inerken içimde bir ateş yandı. Boğazım keskin tadı geri püskürtmek istedi. Ben öksürürken, Ash'in ifadesi bir nebze daha insani bir hale büründü. "Birkaç yudumdan sonra alışıyorsun," diye açıklama yaptı. Yüzü az önceki gerginliğini gizlese de kendi bardağını sımsıkı tutuyordu. Bakışlarının odağı her yerdi. Hem bana bakmaktan kendini alıkoyamıyor hem de etraftaki potansiyel tehditleri tarıyordu. Aell…

Bölümün tamamını WritePad'de oku