BÖLÜM 13
Yazar: Özlem Buse Şahin

Ne hareket edebiliyor ne de konuşabiliyordum. Burada neden karşımıza çıktığını bilmiyordum fakat bunun sıradan bir karşılaşma olmadığını her hücremde hissedebiliyordum. Vi, atların dizginlerini sımsıkı kavradı. Büyücü, güzel yüzündeki mağrur bir gülümsemeyle tekrar konuştu. "Aynı varoluşa hizmet edeceğiz Phrygia'lılar. Durun ," Bu son kelimesi bizden daha çok atlara söylenmiş gibiydi. Derinlerde yankılanan kadim bir sesti. Öyle ki bu sesten sonra atlar, içlerinde hiç can yokmuşçasına yerlerinde hareketsizleştiler. İçlerinde en ufak bir yaşam kıpırtısı bile yoktu. Büyücü, süzülerek bize doğru yaklaşmaya başladı. Ash, Casey ve Scott ellerindeki kılıçlarla hareketlendi. Arkamızda adım sesleri yankılanıyordu. Peşimizdeki Özgür Halkın hızla bize yaklaştığını işitiyordum. Dönüp baktığımda en önlerinde bizi ormanda yakalayan boynuzlu adamın koştuğunu gördüm. Ash'in gözlerinde aynı anda birden fazla duygunun gölgesini yakaladım. Hesapçı bakışları, öfke ve kontrolle harmanlanmıştı. Hem büyücüye hem de arkamızdan gelenlere ne yapacağını tartarcasına çenesini sıktı. Omuzlarında bize biçilen kaderin ağırlığı vardı. Düşünceleri içinde boğulmadan seslendi. "Sen kimsin?" Sesindeki soğuk keskin bir bıçaktı. Büyücü, sakince karşılık verdi. "Benim kim olduğumu değil, size nasıl yardım edeceğimi konuşmalıyız." Sözlerinde umut ışığı vardı fakat Ash bununla ilgilenmedi. Hemen cevap verdi. "Yardım isteyen olmadı." Sesindeki soğukluğa mesafe ve şüphe eklenmişti Büyücü, başını yavaşça yana eğdi. "Öyle mi? İsimsizler'e gittiğinizi sanıyordum," Vi kendi kendine mırıldandı. "İsimsizlere gittiğimizi duymayan kaldı mı acaba ?" Büyücünün kelimeleri, mevcut durumu tekrar gözden geçirmesini istediğini belli ediyordu. Ash'in yüzündeki şüphe derinleşti. Zihninde her geçen saniye farklı bir soru birikiyordu. Vi, Ash'e kısa, tedirgin bir bakış attı. Fakat ifadesini hemen toparladı. Casey ve Scott, savunma pozisyonlarını bozmazken, büyücünün onları da huzursuz ettiğini görebiliyordum. Büyücü, ardımızdakilere elini kaldırıp dur işareti yaptı. Sesler yavaşlayıp kesildi. Özgür halkın askerlerinin kılıçlarını aşağıya indirdiklerini gördük. Ash, başını tekrar büyücüye çevirdiğinde ölçülü bakışlarını büyücüye sabitledi. Büyücünün hareketlerini her detayına kadar zihninde değerlendiriyordu. Arabadan hızla atladı. Scott da onu takip etti. Ash'in adımları toprağı ezerken tetikte ve kendinden emindi. Büyücünün, tam önüne geldiğinde kılıcı elinde sımsıkıydı. "Ne biliyorsun?" Sözleri yumuşak çıkmıştı ama içinde bastırılmış bir sorgulama, ihtiyatlı bir şüphe vardı. Büyücü, kılıca bakıp güldü. Ash'in duvarlarının ardına ulaşmaya çalışıyordu. Sabırlı ve sakin bir sesle yanıt verdi. "Sandığınızdan daha fazlasını Sevgili Prens." Ash'in yüzünü göremiyordum ama anlık bir kasılma yaşadı. Büyücünün her kelimesinde onu daha da tanıdığını ima etmesi içindeki merakı körüklediği su götürmez bir gerçekti. Kendinden emin bir ses tonu takınarak devam etti. "O zaman bizi durdurmaman gerektiğini de biliyorsundur." "Sizi durdurmuyorum. Aksine devam edebilmeniz için size yardımcı olacağım." Büyücünün sözleri gizli bir bilgelik taşıyordu İyiliğimizi düşünüyormuş gibi olan tavrına daha fazla katlanamadım. Arabadan atladım. Birkaç adım sonra büyücünün karşısına geldim. "Bunu sen mi söylüyorsun?" diye sordum meydan okurcasına. Kalbim göğüs kafesimde deli gibi atıyordu. Gözlerimi kırpmadan büyücüye bakarken, yüzündeki tebessüm bir an için bile kaybolmadı. Onu ilk gördüğüm andaki kadar yüce ve ilahi durduğu gerçeğini görmezden geldim. Neden bahsettiğimi hemen anladı. "Yolculuğa çıkabilmen için gerekliydi, Larentia ." Sesi tenimi okşadı. Ürpermeden edemedim. Beni hatırlıyor muydu? Afalladım. "Bu da ne demek?" Sabırla tekrar açıkladı. "Bu yolculuğa senin çıkman gerekiyordu." Şaşkınlığım birkaç saniye daha devam etti. "Nasıl yani?" Büyücü yolculuğa Mergen'in çıkacağını biliyor muydu? Kafamın içerisinde bir yapbozun eksik parçaları bir anda netleşti. O iksir... Kafamın içinde binlerce soru daha belirdi.…