Her Şeyin Mahvoluşu
Yazar: Liana

Öncelikle merhaba, bu kitaba bir şans verenlere teşekkür ederim. Uzun süredir kendi kendime yazdığım yazıları insanlarla paylaşmak ve onlardan eleştiri almak istiyordum. Bu kitap benim için büyük bir adım. Umarım ilk yayımladığım eserimi beğenirsiniz💕💕 Eleştiri ve beğenilerinizi yorumlara bekliyorum. Kitaba başlama tarihi alalım👉🏻 İyi okumalar dilerim! Yaklaşık bir yıldır beraber olduğum sevgilim tam kahvemi yudumlarken “Bizden olmuyor, ayrılalım Violet.” dediği an az kalsın içtiğim şey boğazımda kalıyordu. “Luca, sen şu anda ciddi misin?” Onunla hiç konuşmadığım bir ses tonumla konuşmuştum. Ellerim aniden buz kesti. Dediği şeye inanamıyordum, daha doğrusu inanmak istemiyordum. Şu anda hayatımda en çok değer verdiğim kişilerden biri oydu. Onu resmen hayatımın merkezine koymuştum, çoğu şeyi onun uğruna feda bile etmiştim. Ancak karşımdaki adam bana her zamanki gibi gülümsemiyor, üstüne üstlük benden ayrılmak istediğini söylüyordu. Aniden kalbimde bir boşluk hissetmeye başladım. “Ciddiyim Violet, üzgünüm gerçekten. Biraz ani oldu biliyorum, sana uzun süredir söyleme fırsatı arıyordum ancak bir türlü söyleyemedim. ” Dediklerini duyduğum an gözlerim doldu. Uzun süredir. Uzun süredir benden ayrılmak istiyordu. Bense burada saf gibi her geçen gün bu adamı daha da çok sevip zaman kaybetmiştim. “Yanlış bir şey mi yaptım? Bir sebebi var mı?” Bir sebep varsa da aklıma başka bir kız olması dışında bir ihtimal gelmiyordu. Gözlerindeki bakış her geçen saniye daha da bir yabancıymış gibi hissettiriyordu. “Senin hiçbir suçun yok, benim yüzümden. Son aralar pek iyi değilim, bunu sen de görüyorsun. İster istemez her şeyden soğumaya başladım.” Benden bile . Konuşmak istiyordum. Ancak boğazım düğümlenmiş gibiydi. Bir kelime bile edersem hıçkıra hıçkıra ağlayacağımı düşündüm. Derin bir nefes almaya ve duygularımı kontrol edebilmeye çalıştım. “Kim o kız?” Sesim titremişti, o titremeyi fark etmemesini umdum. “Başka biri yok Violet, sana yemin ederim.” Gözlerini hafif büyüterek ve kafasını iki yana sallayarak konuşmuştu. Bunu genellikle yalan söylediği zamanlarda yapardı. Onu keşke çok iyi tanımasaydım, diye düşündüm. Eğer öyle olsaydı bu kadar kalbim kırılmayacaktı. Daha fazla dayanamayacağımı düşündüm ve tek bir söz daha etmeden masadan kalktım. Hızlı adımlarla kafeden çıktım. Arabama bindiğim an hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım bile. Gözümdeki bitmek bilmeyen yaşlarla evimin yolunu tuttum. Arabadan indiğimde çok kötü bir durumdaydım. Bu halimle hayatta eve giremezdim. Ev arkadaşım hemen sorular yağdırmaya başlardı. Ve şu an kimseyle konuşmak istediğimi sanmıyordum. Evimin karşısındaki parka baktım. Bu saatte neredeyse kimse yoktu. Biraz ıssız görünüyordu, aldırmadan parka girip bir banka oturdum. Ayaklarımı kendime doğru çekip dizlerime kapanıp ağlamaya devam ettim. Hıçkıra hıçkıra ağlarken oturduğum bankın hafif titrediğini hissettim. Kafamı kaldırıp baktığımda yanıma genç bir adamın oturduğunu gördüm. Tahminimce benden üç dört yaş büyüktü. Siyah kapüşonlusunun cebine ellerini sokmuştu, kafasını şapkasıyla örtmüştü. Yüzüne baktığımda ise ilk düşündüğüm şey onun gerçek olamayacak kadar yakışıklı olmasıydı. Ancak o eşsiz yüzündeki ciddi ve hüzünlü ifadesi onun da güzel bir gün geçirmediğinin kanıtıydı. Yüzünü dikkatlice incelediğimi fark edince yüzünü çevirerek perişan durumda görünen yüzüme baktı. “Çikolata ister misin?” Yaşlı gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. Tahminimce benim de ne kadar berbat bir gün yaşadığımı yüzümden anlamıştı. En azından bu küçük iyilikle bu berbat güne teselli katmaya çalışıyordu. Şu anda hiç iştahım yoktu. Ancak çikolata biraz da olsa iyi gelebilir diye düşündüm. Nezaketen hafifçe gülümsemeye çalıştım, becerebilmiş miydim emin değildim. “Teşekkür ederim.” Dedim ve uzattığı çikolatayı aldım. Çikolatayı açıp yemeye başladım. O da kendi çikolatasını yemeye başladı. “En sevdiğin kişi ölmedi ya?” Yüzümde buruk bir gülümseme belirdi. “Aslında öldü de denebilir.” “Gerçekten öldü mü, ölmedi mi?” “Gerçekte ölmedi. Anca…