9
Yazar: Rabia Kaya

İkimizde öylece masada otururken ortamızda duran kutudaki yüzüğe baktık. Her şey şu küçücük şeye "Evet ya da Hayır" dememe bakıyordu. Ve ben elimin tersiyle öfkeme yenik düştüm. Nasıl toparlanır bundan sonrası? Bilmiyordum. Kafamda milyon tane soruyla Mehmet'e baktım. Yüzüme bakmamak için başını kaldırmıyordu. Ellerimi çenesine koyup yüzünü okşadığım an yüzünü yana doğru çevirip dokunmamı istemediğini belirtti. Ellerimi tekrar diğer elimin üzerine koydum. Öylece sessizliğimizin içinde boğuşurken bir anda ayağa kalktı. Kutuyu kenardaki havuza atacak sandım. Aniden avcundaki kutuyu elime aldım. Yüzüğü parmağıma takarken öylece donuk bir şekilde bana bakıyordu. Yüzünde tel bir mimik dahi oyanamıyordu. Seni seviyorum. Senden özür dilerim. Benim için onca çabana rağmen her şeyi mahvettim. Mahvettiğin tek şey bu süpriz bu çabam mı sence? Sen benim kalbimi mahvettin! Dudaklarının üzerine parmağımı koyup, onu susturmak istesem de elimi itti. Yan yana ilerlemeye başladığımızda bileğimden tuttu. İlk defa ellerimi değil, bileğimi tutuyordu! Geç hadi arabaya! Seni eve bırakayım! Ama sen? Sen nereye gideceksin? Merak etme karı kıza gitmem! Bir yere uğrarım. Detay vermeden sadece " bir yere" diyerek geçiştirdiğinde ses etmeden öylece arabadaki sağ tarafa oturdum. Kontağa anahtarı takıp arabayı çalıştırdı. Bir an gözü parmağımdaki yüzüğe baktığında yine sinirlenmeye başlamıştı. Bana güvenin bile yokken, bu yüzüğü taksan nolur? O kadar ağır sözler söyledi ki, bir an onu durdurmak istedim. Yüzünü ellerimin arasına alıp dudaklarımı Mehmet'in kalın dudaklarına bastırdım. İlk defa dudağım, dudağına değdiği o andı. Hiç soluklanmadan saatlerce öpüşmüştük. Hasretle...Öfkeyle...Ve en çok da tutkuyla... Bir an bileğimden tuttuğunda geri çekileceğini düşündüm. Tam tersi hamle yaptı ve beni kucağına çekti. Alt dudağımı ısrarak öptüğünde küçük bir inilti ağzımdan çıktı. Altımdaki hareketlenmeyi öyle hissediyordum ki, bedenim kasılıyordu. Arada direksiyona çarpan sırtıma aldırış etmedim. İkimizde nefes nefeseyken geri çekilip, saçlarını düzelttim. Tekrar eski düzenime geçip toparlandım ve sırtımı koltuğa yasladım. Yine yüzünde o ifadesiz bakışlar vardı. Sessizce evimin olduğu yöne doğru tabelaları takip ederek devam etti. Kırmızı ışığın yanmasıyla, bir süre konuşmadan ışığın yeşile dönmesini bekledim. Hava kararmaya başlamıştı, mekandan da öylece yemek yemeden ayrılmıştık. Sessizliğin içinde bir anda karnımın guruldama sesi duyuldu. Açsın tabi! Ağzımızın tadıyla teklif yapıp yemek yiyemedik ki! Direksiyona sertçe vurduğunda korkudan olduğum yere küçük bir fare gibi sindim, panikle bedenim irkildi. Özür dilerim. Az önce öptüğümde sakinleşir sandığım adamın öfkesi, geçmiyordu. Korkudan başımı öne eğip sessizce ağlamaya başladım. Saçlarım uzun olduğu için, yüzümü kapatıyordu. Ağlamama dayanamayan adam, şuan hiçbir şey yapmıyordu. Aniden evimin yakınındaki boş arazinin ortasında arabayı durdu. Ağlama! Dayanamıyorun ağlama! Kahvenin en güzel haliyle gözlerinin üzerimde gezindiğini hissettim. Başımı kaldırmadan hıçkırıklarımı içimi atmaya devam ettim. Elini çeneme koyup, yüzümü ona doğru dönmemi sağladı. Bakışlarım hâlâ belli belirsiz bir yere bakıyordu. O an gözlerine bakmaya cesaret edemedim. Bana bak! Sevda gözlerime bak! Usulca bakışlarımı ona doğru çevirdiğimde önce gözleri gözlerimle buluştu, sonra dudaklarıma doğru eğildi. Ufak bir öpücük kondurdu gözyaşımla ıslanan dudaklarıma. Ağlamanı istemiyorum. Burdan sonrasını kendim gitsem iyi olur. Arka koltuktaki çiçekleri de inmeden önce alayım diye uzandığımda beni kolumdan tuttu. Sevda biz liseli sevgililer miyiz? Evin yakınlarında seni neden bırakayım? Aynı eve gideceğiz ya hani! Tamam. Arabanın kapısından ellerimi çekip, kucağıma indirdim. Tamam diyerek dudaklarımın arasında mırıldandım. Parmağımda duran yüzükle bakıştığım da yüzümde yarım bir gülümseme oluştu. Mehmet'e dönüp sessizce izlemekle yetindim. Birisine mesaj yazıyordu. Olduğum yerde yakınlaşıp ekrandaki yazan isme bakındım. Sevda, paranoyak olm…