8
Yazar: Rabia Kaya

Heyecandan gece uykumdan kaç kez uyandım bilmiyorum. Şuan aklımda ve kalbimde bildiğim tek şey Sevda’yla evlenmekti… Üzerimdeki eşofman takımını çıkardım. Sevilay yengemden hatırladığım kadarıyla katlayıp dolabıma yerleştirdim. Sevilay Yenge’nin yarına hazır olsun diye ütülediği pantalonumu giyindim. Üzerime mavi kot pantalonumla uyumlu olacak şekilde mavi oversize kazağımı giydim. Siyah deri ceketimi de elime aldım. Herkes gideceğimi bildiğinden dolayı uyuyamamıştı. Ben hazırlanırken Sevilay yenge mutfakta yolda atıştırmam için hazırladığı patatesli ve peynirli poğaçalarından yemek kaplarına dolduruyordu. Kokuyu takip edip mutfağa girdim. Omzunun gerisinden bana uykulu ama gülümseyen yüzüyle “ günaydın kuzum.” Dedi. Gözleri bir an elimdeki cekete doğru kayınca şuan gideceğimi zannedip “ hemen gitme dur!” Günaydın yenge. -Dayın’da seni yolcu etmeye gelecek. Bekle, o da hazırlansın. Hem bir şey yiyin daha vakit var. Olur yenge, beklerim. Çayı açık sevmiyordun değil mi? Evet. Al bakalım, afiyet olsun. Masaya koyduğu bardağımı elip alıp, yavaşça içtim. Bunlar yolculuk için, bunları da şimdi yiyeceğiz. Önce poğaçaları sonra börekleri işaret edip gösterdiğinde gözlerim büyülenmiş gibi açılırverdi. Hepsi leziz görünüyordu. Yaa yengem! Ellerine sağlık. Neden kendini bu kadar yordun? İki çeşit yemek hazırlamış etmişsin. Olsun, oğlum öyle aç aç mı yollayayım? Hiç benlik bir şey değil. Gülümsedim ve böreklerden birini çatala batırıp tabağıma ekledim. İçi ıspanaklı ve peynirli olanlar olarak iki çeşit vardı. Ispanaklı olanı denediğimde ilk başta garip bir tat gibi gelse de yedikçe tadı daha da güzel geliyordu. Beğenmedin mi? Yüzümdeki ifadeden dolayı üzerine alınmasına şaşırmadım. Yok estağfurullah yenge, beğendim tabii ki. Sıcak diye bir an ağzım yandı. Hmm, anladım. Gülümseyip önündeki zeytin ve dilim dilim doğranmış salatadan tabağına ekledi. Dayım, elinde traş köpüğü fırçası ile geldiğinde yengemin kaşlarını çattığını gördüm. Sevilay yenge bir dursadı ve ne aradığını anlamak istercesine suratına baktı. "Noldu hayatım?" Traş olacağım ama köpüğü nereye koyduğunu, bulamadım. Üst dolapta, aynı yerde duruyor. Nasıl göremedin? Tekrar bakayım. Yanımızdan ayrıldığında, ben ikinci böreği denemeye başladım. Bu gidişle dayım sofrada kalan kırıntılara anca yetişir yenge! Naz’ı uyandırmak istemediğinden dudaklarını yumdu ve kahkahasını içine attı. Dayım mutfağın kapısında bir anlığına durup bize baktı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibi hali vardı. Hayrola neye güldünüz? Televizyon da kapalı. Önemli bir şey değil, börekler soğumadan ye de öyle çıkarsınız. Hanımcı dayım hemen usulca masadaki ona ayrılan boş sandalyeyi çekip oturdu. Kısa bir sessizliğin ardından dayım konuyu açıverdi. Sen bu teklif işini yaptın diyelim, sonrasında nerde ev tutacaksınız? Burada kiralar biraz pahalı ama bulursak uygun fiyata anlaşırız. Orada geçim sağlayamıyorsun diye zaten burada bir işe de başladın. Orada yapabilecek misiniz? Bütün düşüncelerini tek bir seferde soran dayımı dinlerken gözlerimi ara ara bir yengeme bir ona çeviriyordum. Ne dediyse haklıydı. Orada imkanlar kısıtlı olduğu için geçinmek zor geliyordu. Haklısın dayı, ama ailem ve Sevda ne der? Bilmiyorum. Onlarla bu konuyu gidince konuşacağım. Bence sizin mutluluğunuz için, bu konuda size problem çıkarmazlar. Bayramda falan ziyarete gider gelirsiniz. Orası ayrı tabii gideceğiz. Ama onların bende de emeği çok büyük ve ben arkamda bırakmış gibi hissediyorum. İkiside tabaklarındaki böreği yerken, bir yandan da beni can kulağıyla dinliyorlardı. Avcumda duran zeytin çekirdeklerini tabağın kenarına bıraktım. Mikrofondan gelen ağlama sesiyle, yengem sandalyesinden ani bir kalkış yaptı. Hay allah! Uykusundan uyandı! Siz devam edin de ben bir Naz’a bakayım. Bak hanım bak, uyut da şimdi biz çıkarken ağlamasın. Telaşla Naz’ın yattığı odaya gittiğinde, sessizlik çöktü. Naz’a o kadar alışmıştım ki… Nasıl ona veda etmeden ayrılacağım? Bilmiyorum. Uyanır diye yanına gidip öpemediğim için içimde ukte kaldı. Masada ayn…