6
Yazar: Rabia Kaya

İş için kurduğum alarmın sesiyle afallayarak yarı uykulu halimle gözlerimi açtım. Ellerimle etrafı yoklayarak telefonumun nerede olduğunu aradım. Yatağın içinden çıkarıp saate baktığımda yediyi çeyrek geçiyordu. Üzerimdeki yorganı ve yastığı katlayıp nereye götüreceğimi bilmediğim için kenara bıraktım. Kapının tıklamasıyla bedenime o yöne doğru döndüm. "Müsait misin?" "Gel yenge." Elinde ütülediği takım elbiseyi bana uzattığında teşekkür ederek mahcup olduğumu belirtirken gülümsedi ve ardından kapıyı kapattı. "Vay be takıma bak jilet gibi!" Üzerime giyindiğimde duvarda asılı duran aynaya bakarken kravatımı bağlamaya çalışıyordum. "Yenge!" "Efendim kuzum?" "Şu kravatı takmamda yardımcı olabilir misiniz? Pek beceremiyorum." " Dayında bilmiyor ah ah eskiden ben yapardım onunkini de; ama şimdi kendisi hallediyor." "Alışırım ben de." İkimizin de kravatını taktığında dimdik durup aynadaki halime tekrar baktım. "Baya iyi oldu değil mi dayı?" " Evet aslanım, şirkette bütün kızların gözü sende kalacak." "Aman aman! Zaten Sevda buraya gelmem de çok isteksizdi. Aşırı kıskançlıktan beni bile kesebilir." "Her şey için çok teşekkür ederim dayı, yani şu anda bir işim olacak hayırlısıyla inşallah." Sözlerime devam ettiğimde ikiside güleç yüzleriyle beni dinlemeye devam ettiler. " Ve artık Sevda ve aileme bakabileceğim. En büyük hayalim bu." "Hepsi senin azmin ve kararlılığın sayesinde olacak inşallah." "Hadi kahvaltı hazır, birkaç lokma atıştırın da öyle gidersiniz." Burnuma gelen nefes krep kokularını takip ederek mutfaktaki masaya geçip yerlerimize oturduk. Masadaki kahvaltılık çeşitlerine göz gezdirirken her birinden birer birer çatala batırıp tadına bakıyordum. "Şu yuvarlak misket gibi olan peynir ve el yapımı reçellerin şahane olmuş." "Afiyet olsun kuzum." Çatal bıçakların sesleri tabağa her deyişinde ses çıkartıyordu. Kenara bırakıp tam kapıya doğru ilerlediğimiz esnada elinde oyuncağı, saçı başı dağılmış olan Naz, babasının gideceği saati ezberlemiş gibiydi… Paytak paytak yürüyüp babasının kucağına sarılıp ağlamaya başladı. Dayım bunlardan bahsettiğinde gülmüştüm, lakin şahit olmak başkaydı. İkisi duygusal bir anın ardından, vedalaşınca arabaya bindik. Arabaya bindiğimiz de dayım, ara ara bana bakıyor, şirkete doğru ilerlemeye devam ediyordu. Yeni işimle ilgili bir yandan da detaylarını anlatıyordu. Öyle sohbete dalmıştık ki, Uzun süren trafiğin akışı yüzünden, kırmızı ışıkta çok takıldık ama en sonunda iş yerine vardık. Dayımla arabadan inip son kez üzerimin düzgün olup olmadığını kontrol edip dönen kapıdan sıyrılıp içeri girdim. Sonrasında koridorda ilerlememiz için her çalışanın kendi kartı vardı. Dayıma doğru dönüp “ben nasıl geçeceğim?” Dercesine baktığımda önce bana sonra kendisi için kartı okuttu. Önümden kalkan engelden sonra koridordaki insanlara göz gezdirdim. "Bundan sana da ayarlarız, eğer işe kabul edilirsen çok iyi olacak." "Tamam olur." Şirketin girişteki kocaman koridorunda yan yana ilerlediğimiz de karşımdaki iri yarı bir adam bize doğru yaklaşıyordu. Dayımın kulağına eğilip ‘bu kim?’ Diyerek fısıldadığımda, elini omzuma attı. “ Gel seni tanıştırayım. Ziya Gökmen Türkan, bizim şirketin müdürü olur. Herkesle arası iyidir, anlaşırsınız.” "Merhabalar efendim." R harfini söyleyebilmek için yıllarca kurslar, alıştırmalar yaptığım için artık rahatça konuşabiliyorum. "Merhabalar, Mehmet Bey. Dayınız sizin konunuzdan bana biraz bahsetti daha detaylı konuşmak için odama buyrun geçelim.” Merdivenlerden çıkarken sanki her basamakta kalbim yerinden çıkacakmış gibiydi. Nefesimi kontrol altına almak için derin derin nefes alıp verdim. Merdivenin solunda kalan odaya geçtiğimiz de kapıyı ardından kapattım. Odanın içerisine girdiğimde o kadar basık ve dar geldi ki ruhum sıkışmış gibi hissettim. Koyu siyah tonlarda iki tekli koltuk karşılıklı olarak onun masasının yanlarında duruyor. Ortadaki küçük cam sephanın üzerinde şirkete dair dergiler ve kartlar vardı. Etrafa göz gezdirirken, hâlâ oturmamıştım. Gözüme takılan çiçek görünümlü ale…