19
Yazar: Rabia Kaya

"Ve sanırım beni ölüm döşeğimden çağırsan, birden ayağa kalkıp sana gelecek gücü bulurdum." (Stefan Zweig) Uyu, uyan, işe git... Sürekli aynı örüntüde devam eden hayatıma yine "Günaydın" demek için çapak dolu gözümü ovuşturup, örtüyü üzerimden kaldırdım. Sağıma baktığımda, Sevda'nın olduğu taraf boştu. Erken kalkıp işe gitmişti. Hemşireliğine İzmir'de devam etmesiyle birlikte, çocuklar Nazan'da kalıyor. Akşam çıkışta onlarla, birlikte eve dönüyordu. Üçünün de gözünden uyku akarken, çok şirin göründüklerinden de bir haberdi. Geceleri bazen nöbette olduğu günlerde tek uyumaya çalışsam da, aklım onda kaldığı için yapamıyordum. Kendimi dinç tutmak için, sürekli kahve tüketimimi arttırmıştım. Ama nafile, yine bir süre sonra gözlerim kapanıyordu. Dün akşamdan arta kalan ekmek dilimine sırasıyla reçel, çikolata, bal-kaymak, ikilisini sürüp yedim. Masanın üzerindeki rulo peçeteden bir parça koparıp dudaklarımı temizledim. Sağ tarafımdaki yerde duran çöp kovasına peçeteyi atıp, dış kapıya doğru yöneldim. Bahçemizdeki çiçekler, gün geçtik boy veriyor ve güzelliklerine güzellik katıyorlardı. Karakız'ım, yaşasaydı kim bilir bu bahçede de güle oynaya onunla yine vakit geçirebilirdim... Ben frizbiyi atardım, o yakalardı... Onu geçmişimin ardında bırakamıyordum. O benim hayatımda edindiğim ilk dostumdu. Aradan geçen belki sekiz belki on olsa dahi, yeri bende eskimeyecekti... Kafamdaki karanlık dünyamda daldığım düşüncelerden kopup bahçeden çıktığım an bakışlarım sol tarafımdaki tanıdık simaya döndü. Elinde market poşetleriyle yine indirimde olan ne varsa alan Gülfem Teyze'ydi. "Günaydın evladım, hayırlı işlerin olsun." diyerek güzel dileklerini iletirken ona gülümsedim. "Günaydın, mahallemizin neşe kaynağı!" diye övgüler söylerken sesim gür ve net çıkmıştı. Gülümseyerek, elindeki poşetleri tutarken birkaç adım ilerleyip tam karşımda durdu. Eşin işe başladı mı kuzum? Geçen onu bize davet ettiydim de o gün söyledi. Başlayacağım diyordu. Sevda kendi gibi konuşkan birini bulunca yine haberlerimiz hızla yayılıyordu. Evet evet, başladı. Oh oh iyi sevindim kuzum! Hadi ben seni tutmayayım. İşe gecikmeyesin. Yok estağfurullah Gülfem teyze. Hadi sağlıkca kal. Arabamın kapısını açıp, anahtarı kontakta çevirip çalıştırdım. Benzinim de gazım da tam olduğu için rahat rahat yoluma son sürat devam ettim. Gözüme vuran güneşe kısık gözlerle baktım. Torpidonun kapağını açıp, kutuda duran güneş gözlüğümü taktım. Şimdi her şeyi daha rahat izleyebilirdim. Direksiyonu sağa doğru kıvırarak yan yoldan devam ettim. Yarım saate trafiğin etkisiyle de olsa şirkete sonunda varmanın zaferiyle otoparka arabamı bıraktım. Otomotik dönen kapıdan ilerleyip içeri girdim. Karşıma çıkan iş arkadaşlarımdan Sinem ve Fisun'a sonrasında Gökhan'a baş selamı verip, gülümseyerek odama geçtim. Tam koltuğuma yerleşip oturduğum an kapımın tıklanma sesiyle bakışlarımı bilgisayarın ekranından ayırıp o yöne döndüm. "Gel." Günaydın, Mehmet Bey! Kahvenizi hazırladım. Afiyet olsun. Her zaman ki neşeli o hal hatır soran Kübra göçmüş, yerine modu düşük, hayatı sorgulayan bakışlarıyla odada gezinen Kübra gelmişti. Kübra'cım bilmem gereken bir mesele varsa, her zaman senin için buradayım. Yardımcı olurum, biliyorsun. Elindeki tepsiyi iki eliyle dizlerinin biraz üzerinde, sabit halde tuttu. Tepsiyi tutan sağ elini, kaldırıp yeni yaptırdığı perçemlerini kulağının arkasına iteledi. Teşekkür ederim, izninizle ben işimin başına geçeyim. Elimle "buyur, çık." dercesine işaret yaptığımda zor olsa da dudaklarındaki gülümsemeyle odadan ayrıldı. Bilgisayardaki sistemden gelen, mail mesajlarını kontrol ettim. Yeni üretime sunduğumuz ruj ve allık ürünlerimizin satıştaki yorumlarını göz gezdirdiğim de eğer olumsuz tek bir yorum dahi olsa o eksiği tamamlayacak çözüm arayışına girdim. Keşke girmez olaydım... Kübra'yı yanıma çağırıp sorunları gidermesi için belirli notları aldırıp, odadan yolladım. Pantalonumun cebini yokladığımda, sigara paketimi çıkarıp içine bakındım. Son bir tane kalmıştı. Dudaklarımın arasına…