17
Yazar: Rabia Kaya

•••MEHMET DALMAN'DAN••• Odamdan tam çıkıp lavaboya gideceğim esnada karşımda gördüğüm kişi adımlarımın yere çakılmasına sebep oldu. Bu adam Hayri Uzuner'di. Kendisine ait büyük bir kozmetik şirketi vardı. Yaşça dayımdan daha yaşlı olsa da gayet heybetli ve karizması yerinde bir adamdı. Çatık kaşlarının ardında gizlenen gözlerinde aslında küçücük bir sevimlilik de vardı, görmesini bilene. "acaba ne konuşuyorlar?" diye çenemi sıvazlarken altımda hissettiğim sıkışmayla bakışlarımı önüme çevirdim ve ilerledim. Tuvaletin kapısını aralayıp içeri girdiğimde kimse yoktu. İşimi halledip, aynadaki yansımama bakarak ellerimi yıkadım. Odama geçtiğim de, dün gece yastığın kafamdan kaymasıyla tutulan boynumu iki yana doğru döndürdüm. Sessiz odamda çıtlatma sesi duyuldu. Biraz da olsa boynumu gevşemiş gibiydi. Ellerimle ağrıyan noktayı ovaladım. Sanırım Sevda'nın sözünü dinleyip iş çıkışı bir kas gevşetici krem almam lazım. Aklıma not edip önümdeki dosyalara en baygın bakışımı attım. Haftasonu olduğu için, yarım gün çalışmak ve bir nebze o pazartesi sendromunu geride bırakmak da içimi rahatlatıyordu. Her zamanki gibi Kübra elindeki fincanla odama girip masamın üzerine bıraktı. "Siz kahve olmadan işe odaklanamazsınız, bilirim." "Aferin bil, işinde çok yetenekli ve azimlisin. Seni takdir ediyorum." Utangaç ve sevimli halleriyle yanakları al al olan Kübra gözlerini benden ayırıp bakışlarını yere sabitledi. " Teşekkür ederim efendim." Sanırım bir anda böyle bir iltifat etmemi beklemiyordu. Şaşırdı ve hafif kıvrılan dudakları tebessümle buluştu. "Hadi bakalım, iş başına dön." Elimle kapıyı işaret ederek çıkmasını rica eden bir hareket yaptım. Saatler ilerledikçe başımda hissettiğim ağrıyla ellerimi alnıma götürüp şakaklarıma doğru yavaşça ovalayarak masaj yaptım. Geçecek gibi değildi. Şirketin telefonundan asistanım Kübra'nın gelmesi için numarasını tuşladım. Bekletmeden anında açmıştı. "İşte beklediğim performans, hep böyle çabucak aç." dedim. Durumu izah ettiğimde onaylayan bir homurdanma sesi çıkardı. " Hemen ilacınızı getiriyorum efendim." diyerek lafı uzatmadan telefonu kapattığında tekrar yerine koydum. ••• Aradan geçen son birkaç saatin ardından işle beraber bende bitkin düşmüştüm. Cebimden telefonu çıkartıp ekranımdaki bildirimlere göz attım. Hepsi boş mesajlardı. Tümünü seç kısmına basarak hepsini sildim. Sevda'yı o kadar özlemiştim ki rehbere girip arama tuşuna bastım. Telefonu açtığında pek odağı bende değil gibiydi. Arkadan birileriyle konuşuyordu. "Bence bu renk yakışır bana değil mi? Sence bu nasıl? Bak bu seçeneği de kenara koyalım sonra deneyeceğim."diyordu. Dudaklarım yukarı keyifle kıvrılırken seçeceği renkleri az çok tahmin etsem de hevesi kaçmasın diye sormadım. Onun sormasını bekledim. Ve dediğim gibi de oldu. " Aşkım! İkbal ve Sezay'ın düğünü için de Nuray'la mağaza mağaza gezmekten ayaklarım su toplayacak vallahi!" diye yana yakıla bir ses tonuyla konuya girdi. Dur bir sakin ol! Hadi at bana seçtiğin elbiseleri de ben de göreyim. "Olur" dercesine dudaklarının arasında mırıldandı. Ve aynı dakikalarda aynanın karşısında denediği tüm modellerin üzerindeki duruşunu gösteren fotoğraflarını gönderdi. Bildirimlerin üzerine tıklayıp, Whatsapp'a girdim. İlk denediği elbise siyah straplez modeldi. Aşağı doğru dümdüz uzanan elbisesi belini incecik ve zarif gösteriyordu. Diğer elbiseler siyah olana nazaran daha taşlı veya pullu modellerdi. Sevda sadeliği severdi. Siyah olanı onayladım. "Ama aşkım ben şu gece mavisi olanı da beğendim. İkisi arasında kaldım." dediğinde bahsettiği elbisenin görseline tekrar tıkladım ve inceledim. İki yandan askılı ve alt kısmında uzun yırtmaçları olan bir bacak dekoltesi vardı. Sevda'nın üzerinde şahane ve seksi görünüyordu. Belki başka bir kadın denemiş olsa bu kadar muazzam durmazdı. Sevda Dalman farkı işte budur! O zaman ikisini de al hayatım. Birini nişanda birini düğünde kullanırsın. Tekrar ne giyeceğim diye düşünmezsin. Tamam olur öyle yapayım. Ama kartım da yeteri kadar yok. Seninkini de kullansam…