7. BÖLÜM — OYUNUN SAHİBİ
Yazar: zeynep ay

7. BÖLÜM — OYUNUN SAHİBİ “Lara... Anneni görmek ister misin?” Ses kapının ardından geldiğinde nefes almayı unuttum. Derya'nın eli hâlâ kolumdaydı ama artık onu hissetmiyordum. Bütün dikkatimi kapının arkasındaki sese vermiştim. Yıllardır rüyalarımda duyduğum, çocukluğumun en bulanık anılarında bir türlü yüzünü hatırlayamadığım o kadın sesi... Annemin sesi. Olması gereken ses. Ama bir insanın on beş yıl sonra annesinin sesini duyduğunda hissedeceği sevinç yerine içimde yalnızca korku vardı. Çünkü bu oyunda hiçbir şey olması gerektiği gibi değildi. “Anne?” dedim. Kapının arkasındaki kadın cevap vermedi. “Anne, sen misin?” Derya kolumu daha sıkı tuttu. “Lara, sakın.” “Ya gerçekten oysa?” “Bilmiyoruz.” “Sesini tanıyorum.” “Sesini kullanıyor olabilirler.” Kapının arkasındaki kadın hafifçe güldü. “Derya...” Derya'nın yüzü bir anda değişti. “Beni de mi duyuyorsun?” “Yıllardır duyuyorum.” “Sen...” Kadın sözünü kesti. “On beş yıl boyunca beni aramadın.” Derya'nın gözlerinden yaş süzüldü. “Bizi bulamazdın.” “Beni bulmak istemedin.” “Bu doğru değil.” “Öyleyse kapıyı aç.” Derya sustu. Ben ona baktım. “Kapıyı aç.” “Hayır.” “Derya.” “Lara, hayır.” “Ben annemi on beş yıldır görmedim.” “Bunun bir tuzak olabileceğini biliyorsun.” “Biliyorum.” “Öyleyse neden gitmek istiyorsun?” “Çünkü gerçekse...” Sesim titredi. “Onu ikinci kez kaybetmek istemiyorum.” Derya gözlerini kapattı. Sonra yavaşça elini kapının koluna uzattı. “Eğer bir şey ters giderse arkama geç.” “Tamam.” “Ne olursa olsun koşma.” “Tamam.” “Ve sakın ona sarılma.” Bir an durdum. “Niye?” Derya bana baktı. “Çünkü kim olduğunu bilmiyoruz.” Kapı açıldı. Koridor boştu. Kimse yoktu. Sadece yerde küçük bir satranç taşı duruyordu. Beyaz piyon. Altında tek bir kelime: ANNE. Derya eğilip taşı aldı. “Burada kimse yok.” Ben koridora çıktım. “Anne?” Cevap gelmedi. Bir adım daha attım. Sonra üst kattan bir ses duyuldu. Tak. Bir kapı kapanmıştı. Derya yukarı baktı. “Biri üst katta.” Merdivenlere yöneldim. “Lara!” Durmadım. Basamakları hızla çıktım. Koridorun sonunda çocukluğumdan beri kapalı olan oda vardı. Babamın hiçbir zaman girmeme izin vermediği oda. Kapısı aralıktı. İçeriden ışık sızıyordu. “Anne?” Kapının önüne geldim. Elimi kapıya uzattım. Tam açacakken içeriden bir kadın sesi geldi. “Büyümüşsün.” Elim kapının üzerinde kaldı. O cümle... O kadar tanıdıktı ki. Çocukken saçlarımı tararken annem hep aynı şeyi söylerdi. “Büyümüşsün.” Gözlerim doldu. “Anne?” “Gir.” Kapıyı açtım. Odaya girdiğimde ilk gördüğüm şey duvardaki eski fotoğraflardı. Ben vardım. Babam vardı. Annem vardı. Ve odanın ortasında büyük bir satranç tahtası duruyordu. Tahtanın başında bir kadın oturuyordu. Sırtı bana dönüktü. Saçları omuzlarına kadar iniyordu. Ellerini masanın üzerinde birleştirmişti. “Anne...” Kadın yavaşça ayağa kalktı. Sonra bana döndü. Ve ben... Hiçbir şey söyleyemedim. Çünkü karşımda duran kadın anneme benziyordu. Ama annem değildi. Yüz hatları aynıydı. Gözleri aynıydı. Saçları aynıydı. Ama yüzünde annemin sahip olmadığı bir ifade vardı. Soğuk. Sakin. Sanki yıllardır beni bekliyormuş gibi. “Lara.” Geri çekildim. “Sen kimsin?” Kadın gülümsedi. “Bunu sormana şaşırdım.” “Annem nerede?” “Önce otur.” “Annem nerede?” “Baban da aynı soruyu sormuştu.” “Babam nerede?” “Bir soru sorarsın, karşılığında başka bir soru alırsın.” “Ben oyun oynamıyorum.” Kadın gülümsedi. “Bunu söylemen çok hoş.” “Sen kimsin?” Kadın masanın üzerindeki siyah şahı eline aldı. “Bana yıllardır farklı isimler verdiler.” “Hangisi gerçek?” “Hiçbiri.” “Peki sana ne diyeceğim?” Kadın taşı masaya bıraktı. “ Oyuncu. ” “Sen oyunun sahibisin.” Kadın başını hafifçe eğdi. “Sonunda anladın.” Derya kapının yanında belirdi. “Lara, çık.” Kadın Derya'ya baktı. “Sen hâlâ onun arkasında saklanıyorsun.” Derya öne çıktı. “Onu sana bırakmayacağım.” “Bırakmak zorunda değilsin.” Kadın ayağa kalktı. “Çünkü o zaten bana ait.” “Hayır.” “Öyleyse neden ilk taşı o oynattı?” Derya sustu. Ben ikisine baktım. “Ne demek bu?” Kadın bana döndü. “Çocukken burada oturdun.” “Hatırlı…