40. BÖLÜM — MAT
Yazar: zeynep ay

40. BÖLÜM — MAT LARA Sabah olduğunda ilk fark ettiğim şey sessizlikti. Normalde sabahları şehir uyanırken dışarıdan onlarca ses gelirdi. Arabalar, insanların konuşmaları, kapıların açılıp kapanması, uzaktan gelen korna sesleri... Ama o sabah hiçbir şey yoktu. Sanki dünya nefesini tutmuştu. Saatime baktım. 07.07 Telefonumu elime aldım. Ekranda hiçbir bildirim yoktu. Mesaj yoktu. Arama yoktu. Sadece takvimde işaretlenmiş tek bir tarih vardı: 16 Ağustos 2026. Bugün. Final. Dün gece o kelimeyi gördüğümden beri içimde garip bir ağırlık vardı. Oyunun biteceğini biliyordum. Ama insan bir şeyin biteceğini bilmekle, nasıl biteceğini bilmek arasında büyük bir fark olduğunu öğreniyordu. Mert ve Lina salonda beni bekliyordu. Mert elinde üç bardak çay tutuyordu. “Uyumadın, değil mi?” “Uyudum.” “Kaç saat?” “İki.” “Bu uyumak sayılmaz.” Lina pencerenin önünde duruyordu. Dışarı bakıyordu. “Bir şey değişmiş.” “Ne?” “Gökyüzü.” Pencereye yaklaştım. Gökyüzü normaldi. Ama bulutların arasında garip bir şekil vardı. Bir satranç tahtası. Bembeyaz bulutlar, siyah gölgelerle kare kare ayrılmıştı. Mert de gördü. “Bu tesadüf olamaz.” “Artık hiçbir şeyin tesadüf olduğunu düşünmüyorum.” Lina: “Bence bugün son kez göreceğiz.” “Neyi?” “Tahtayı.” Mert: “Eğer gerçekten biterse.” Lina bana baktı. “Bitirmek zorundayız.” Masaya oturdum. Önümde dün gece bulduğumuz üç taş vardı. Beyaz şah. Siyah vezir. Beyaz piyon. Üçünü yan yana dizdim. “Bunlar bizim.” Mert: “Ben veziri alıyorum.” Lina: “Ben piyonu.” Beyaz şah bana kaldı. Parmaklarımı üzerine koydum. Taş sıcaktı. Bir anda içimde bir ses duyuldu. “Sonunda.” Elimi geri çektim. “Duydunuz mu?” Mert: “Hayır.” Lina: “Ne oldu?” “Bir ses.” “Onun sesi mi?” Başımı salladım. “Evet.” Mert: “Ne dedi?” “Sonunda.” Lina gözlerini kapattı. “Demek hâlâ burada.” “Kim?” “Eski oyuncu.” Mert: “Onu yok etmedik mi?” Lina: “Bir şeyi yok etmekle ondan kurtulmak aynı şey değildir.” Bu cümle içime oturdu. Tam o sırada evin bütün saatleri aynı anda durdu. Duvar saati. Telefon. Mutfaktaki saat. Hepsi. 09.00 Mert ayağa kalktı. “Başladı.” “Ne?” “Final.” Kapının önünde üç kez vuruldu. Tak. Tak. Tak. Lina: “Kimse açmasın.” Kapının altından bir zarf kaydı. Üzerinde sadece ismim yazıyordu. LARA Zarfı aldım. İçinden tek bir sayfa çıktı. Üzerinde: SON TAHTA Altında: “Üçünüz geleceksiniz. Biriniz kazanacak. İkiniz hatırlamayacak. Hiçbiriniz eskisi gibi dönmeyecek.” Mert: “Bunu kim yazdı?” Sayfanın arkasını çevirdim. Son cümle: “İlk kapıyı açtığınız yere gelin.” Lina: “1987.” Başımı salladım. “Gidiyoruz.” Mert: “Ya tuzaksa?” “Zaten bütün hikâyemiz tuzak.” Lina: “Bu kez tuzağı biz kuracağız.” Üçümüz evden çıktık. Yol boyunca konuşmadık. Eski binaya vardığımızda kapı açıktı. Oysa dün gece oradan çıkarken kapının yerinde duvar vardı. Şimdi kapı tekrar ortaya çıkmıştı. Üzerinde tek bir yazı: SON HAMLE Kapıyı açtım. İçeri girdiğimizde bütün ışıklar yandı. Karşımızda devasa bir salon vardı. Dün geceki odanın çok daha büyüğü. Ama bu kez otuz altı tahta yoktu. Sadece bir tane vardı. Salonun tam ortasında. Ve tahtanın karşısında biri oturuyordu. Başını kaldırdı. Babam. “Baba…” Ayağa kalktı. “Sonunda geldiniz.” Koşup yanına gittim. “Sen yaşıyorsun.” “Evet.” “Dün gece nereye gittin?” “Bizi buraya getirmek için.” “Bizi mi?” Babam Mert ve Lina'ya baktı. “Üçünüzü.” Mert: “Bizi neden buraya çağırdın?” Babam tahtayı gösterdi. “Çünkü oyun burada başladı.” Lina: “Ve burada bitecek.” Babam başını salladı. “Evet.” Tahtaya yaklaştım. Üzerinde yalnızca üç taş vardı. Benim beyaz şahım. Mert'in siyah veziri. Lina'nın beyaz piyonu. Ama tahtanın kenarında kırmızı bir taş daha duruyordu. Mert: “Onu yok etmiştik.” Babam: “Hayır.” “Ne?” “Onu yalnızca kırdınız.” Kırmızı taşın üzerindeki göz açıldı. “Beni öldüremezsiniz.” Lina: “Çünkü insan değilsin.” “Hayır.” “Peki nesin?” “Seçim.” Babam: “İşte son sır.” Hepimiz ona döndük. “Ne sırrı?” Babam derin bir nefes aldı. “Bu oyun hiçbir zaman satranç oyunu değildi.” Mert: “Ne?” “Satranç sadece biçimiydi.” Lina: “Peki gerçek oyun?” Babam: “S…