♟️ SON HAMLE

4. BÖLÜM — FEDAKÂRLIK

Yazar:

♟️ SON HAMLE – zeynep ay kitap kapağı
♟️ SON HAMLE – zeynep ay kitap kapağı

4. BÖLÜM — FEDAKÂRLIK Telefon ekranındaki cümleye bakarken parmaklarımın uyuştuğunu hissettim. “Birini kurtarmak istiyorsan, diğerini feda et.” Cümleyi tekrar tekrar okudum. Her okuyuşumda mideme biraz daha büyük bir taş oturuyordu. Bunun bir oyun olduğunu düşünmek kolaydı. Birileri bizi korkutuyor, benimle oynuyor, Mert'i kaçırmış ve bütün bunların arkasına satranç taşlarını koymuş olabilirdi. Ama bir insanın ölümünü, babamın yıllar önce bu işin içinde olmasını ve şimdi karşıma çıkan bu tahtayı nasıl açıklayacaktım? Açıklayamıyordum. Belki de en korkunç olan buydu. Her şeyin bir açıklaması olmasını istiyordum ama hiçbir açıklama yeterince mantıklı değildi. “Derya...” dedim. Kadın cevap vermedi. “Benden ne istiyorlar?” “Seçim yapmanı.” “Bunu anladım.” “Hayır, Lara. Gerçekten anlamadın.” Sesindeki korku beni daha da gerdi. “Ne demek istiyorsun?” Derya tahtaya yaklaştı. Siyah filin altındaki ismimi ve beyaz piyonun altındaki Mert'in adını gösterdi. “Bu iki taş birbirine bağlı.” “Nasıl?” “Birini oynatırsan diğerinin kaderi değişir.” “Peki ya hiçbirini oynatmazsam?” Derya'nın yüzündeki ifade değişti. “İşte bunu hiç denemedim.” “Yani?” “Bilmiyorum.” “Denemek zorundayız.” “Hayır.” “Başka seçeneğimiz yok.” “Var.” “Ne?” Derya gözlerini tahtadan ayırmadan konuştu. “Tahtayı yakmak.” Bir an ona baktım. “Ne?” “Bu oyunun başladığı ilk gece baban da aynısını yapmak istedi.” “Yaktı mı?” “Evet.” “Sonra?” “Tahta yeniden ortaya çıktı.” İçimdeki cesaret bir anda kayboldu. “Nerede?” “Evde.” “Yani?” “Yaktığı şeyin külleri ertesi sabah masanın üzerinde yeniden duruyordu.” “Bu imkânsız.” “Ben de böyle düşünmüştüm.” Derya cebinden küçük bir kibrit kutusu çıkardı. Bana uzattı. “Denemek ister misin?” Kutuyu aldım. Birkaç saniye boyunca elimde tuttum. Sonra satranç tahtasına baktım. Mert'in adı gözümün önündeydi. “Ya işe yararsa?” “İşe yararsa oyun biter.” “Ya yaramazsa?” Derya'nın gözleri gözlerime kilitlendi. “Bunu öğrenmek istemezsin.” Kibrit kutusunu açtım. Bir çöp çıkardım. Tahtanın üzerine eğildim. Tam kibriti yakacakken telefonum çaldı. Mert. Bu kez düşünmeden açtım. “Mert!” Karşı taraftan birkaç saniye sessizlik geldi. Sonra Mert'in sesi duyuldu. “Lara...” “İyi misin?” “Hayır.” Kalbim sıkıştı. “Neredesin?” “Bilmiyorum.” “Nasıl bilmiyorsun?” “Karanlık bir odadayım. Penceresi yok. Kapı kilitli.” “Yanında biri var mı?” “Hayır.” “Beni duyabiliyorlar mı?” “Bilmiyorum.” “Mert, sakin ol. Seni bulacağım.” “Hayır.” “Neden?” “Çünkü beni bulmaya çalışırsan seni de buraya getirirler.” “Umurumda değil.” “Lara, beni dinle.” “Dinliyorum.” “Tahtaya bak.” Yavaşça masaya döndüm. “Bakıyorum.” “Beyaz piyon hâlâ orada mı?” “Evet.” “Altında benim adım var mı?” “Evet.” Mert derin bir nefes aldı. “Peki siyah fil?” “Benim adım var.” “Ne?” “Benim.” Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu. Sonra Mert çok yavaş konuştu. “Lara... o zaman seçim yapılmış.” “Ne demek bu?” “Seninle benim aramda.” “Bunu nereden biliyorsun?” “Çünkü burada da aynı tahta var.” “Ne?” “Ve önümde birisi oturuyor.” Kalbim hızlandı. “Kim?” Mert cevap vermedi. “Mert, kim var?” “Yüzünü göremiyorum.” “Konuş onunla.” “Konuşmuyor.” “Ne yapıyor?” “Satranç oynuyor.” O anda Derya'nın yüzü bembeyaz oldu. “Telefonu hoparlöre al,” dedi. Onu dinleyip telefonu hoparlöre aldım. Derya yaklaştı. “Mert,” dedi. Karşı taraftan bir sessizlik oldu. Sonra Mert'in sesi duyuldu. “Derya?” Kadın gözlerini kapattı. “Beni hatırlıyorsun.” “Evet.” “Ne gördün?” “Sen de buradaydın.” “Hayır.” “Beni buraya sen getirdin.” Derya'nın yüzü değişti. “Ben seni bulamadım bile.” “Yalan söylüyorsun.” “Mert, seni bulmak için uğraşıyorum.” “Hayır.” “Ne?” “Beni buraya getiren kişi sana çok benziyor.” Derya bir anda sustu. Ben ona baktım. “Ne demek sana benziyor?” Derya cevap vermedi. Mert'in sesi yeniden geldi. “Lara, dinle.” “Buradayım.” “Burada bir fotoğraf var.” “Nasıl bir fotoğraf?” “Sen varsın.” İçim ürperdi. “Ben?” “Evet.” “Nasıl bir fotoğraf?” “Çocuksun.” Derya'nın gözleri büyüdü. “Fotoğrafı tarif et,” dedi. “Bir masa var. Satranç ta…

Bölümün tamamını WritePad'de oku